 |
 |
ANA MENÜ |
 |
|
 |
KATEGORİLER |
 |
 |
PROJELER |
 |
 |
ARAMA |
 |
 |
PROFİLLER |
 |
 |
REKLAMLAR |
 |
|
|
|
|
|
 |
 Dil ve Edebiyat
|
Birincisi 25-30 Mart 2008 tarihleri arasında Şanlıurfa'da, ikincisi ise 21-23 Mayıs 2009'da Kars'ta gerçekleştirilen Uluslararası Türkiye Türkçesi Ağız Araştırmaları Çalıştaylarının üçüncüsü, 30 Eylül-1 Ekim 2010 tarihlerinde Sakarya'da Türk Dil Kurumu ve Sakarya Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek ve ana konusu "ağız atlasları" olarak belirlenen Çalıştaya, yurt içinden ve yurt dışından 56 bilim adamı bildiri ile katılacak. Çalıştayda, biz de, hocalarımız Prof. Dr. Leyla Karahan ve Prof. Dr. Çetin Pekacar ile ortaklaşa olarak "İnternet Tabanlı Ağız Atlası Uygulamaları ve Bir Örnek: Anadolu Ağızlarının İnternet Tabanlı Atlası" başlıklı bildirimizi sunacağız.
Ülkemizde, 1981 yılından bu yana üniversitelerin lisans bölümlerinde iki dönemlik zorunlu ders olarak okutulan ve Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından “Yükseköğretim Çerçeve Programı”na dâhil edilen Türk Dili dersleri, öğrencilere Türkçeyle ilgili genel bilgilerin yanı sıra Türkçenin tarihî gelişimi, kültürel zemini, sosyal açıdan önemi, dünya dilleri arasındaki yeri, yazı türleri ve yazım kuralları gibi konularda çeşitli bilgiler aktarmayı ve öğrencileri bu konularda yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
Sahalar (Yakutlar), günümüzde, Rusya sınırları içerisindeki Saha Federe Cumhuriyeti’nde yaşayan ve kendilerini “Saxa” olarak adlandıran bir Türk kavmidir. Orta Asya halkları uzmanı Rus araştırmacı Karl Menges, Orhun Abidelerinde adı geçen Üç Kurıkanların, Saha Türklerinin ataları olduğunu belirtir ve şimdiki yurtlarından önce, Baykal Gölü’nün etrafında, Lena Nehri’nin kıyı bölgelerinde yaşadıklarını vurgular (Menges 1978: 247). Günümüzdeki toplam nüfusları 450.000 olan Saha Türklerinin büyük kısmı Hıristiyanlık inancına bağlı olmakla beraber, Şamanizm geleneğini sürdüren Saha Türkleri de bulunmaktadır.
Kişisel çabalarla bilinçli olarak oluşturulmuş, doğallıktan uzak, kaynağı belli diller olarak tanımlanan yapay diller, daha çok dil olgusuyla ilgilenen kişilerce bilinir. Bu yapay dillerden, bilhassa Polonyalı hekim Ludwik Lazarz Zamenhof'un icat ettiği "Esperanto" geniş kitleler tarafından tanınagelmiştir. 16. yüzyılda Muhyî-i Gülşenî tarafından oluşturulan ve kelime anlamı 'dilsizlere dil veren' olan Bâleybelen ise, dünyanın bilinen ilk yapay dili olmasına rağmen çoğu kişi, hattâ konuyla ilgilenen akademisyenler tarafından bile tanınmamaktadır.
Konuşma seslerinin eksiksiz biçimde yazıya aktarılması amacıyla Latin kökenli harflerden yola çıkılarak geliştirilmiş olan International Phonetic Alphabet (Uluslararası Fonetik Alfabesi), bilgisayar ortamında dil üzerine çalışanların işini hayli kolaylaştırmaktadır. Alfabenin önemi, örneğin, bir ağız araştırmacısının ses kayıt cihazı vasıtasıyla kaydettiği konuşmaları yazıya aktaracağı sırada ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar, ülkemizde yeteri kadar tanınmasa da bu alfabe, Gentium ya da Charis SIL gibi evrensel kodlu (Unicode) IPA yazı tipleri aracılığıyla pek çok transkripsiyon işaretini kullanmaya imkân tanımaktadır.
İlk olarak 1903 yılında Danimarkalı dil bilimci Holger Pedersen tarafından dile getirilen ve başlangıçta, Hint-Avrupa ile Fin-Ugor dillerinin ortak bir kökten çıktığı düşüncesi üzerine şekillenen Nostratik teorisi üzerinde çalışan en önemli isimlerden biri de, hiç şüphesiz, Ukrayna asıllı Rus dil bilimci ve Slavist Vladislav İlliç-Svitıç'tır. Kiev'de doğup büyüyen; fakat daha sonra Moskova'ya yerleşip çalışmalarını burada sürdüren Svitıç, 1960'lı yılların başında, unutulmaya yüz tutan Nostratik teorisini tekrar canlandırma çalışmalarına başlamış ve Nostratik'in kurucusu olmayı başarabilmiştir.
Sadece Azerbaycan edebiyatının değil, tüm Türk edebiyatının sesi olan Bahtiyar Vahabzâde, geçtiğimiz gün Bakü'deki evinde vefat etti. Türkiye hakkında anlatılan hikâyelerle büyüyen ve şairliğinin yanı sıra bilim adamlığı yönüyle de tanınan Vahabzâde, yaşamdan edindiği izlenimleri benliğinde yoğurmuş ve Türk Dünyasının ortak duygularını, özlemlerini, serzenişlerini dile getirmiştir. Temelini, kendine has bir duygu ve düşünce dünyasının oluşturduğu sanat anlayışıyla yarattığı şiir ve dramalarının yanında makale, monografi gibi değişik türlerde verdiği eserleri pek çok dile çevrilmiş ve sayısız kişi tarafından okunmuştur. Ayrıca, ana dili uğruna büyük bir mücadele içerisinde olan Vahabzâde, Türkiye'ye olan derin sevgisiyle de bilinmektedir.
Ünsüzlerin aksine, meydana geliş süreçlerinde herhangi bir engelle karşılaşmaksızın çıkan ve dudağın şekline, ağız boşluğunun durumuna ya da alt çene ve üst çene arasındaki açıklığa göre sınıflandırılan seslere "sesliler", diğer bir deyişle "ünlüler" denir. Yine ünsüzlerin aksine, herhangi bir yardımcı sese ihtiyaç duymadan tek başlarına söylenebilen ünlüler sayesinde heceler kurabilmek ve ünsüz harfleri telaffuz edebilmek mümkündür. "Vokal" (vocal) olarak da tabir edilen ve dil biliminde / işaretleri arasında gösterilen ünlüler, Türk alfabesinde 8 adettir. Bunlar /a/, /e/, /ı/, /i/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/dür. Alfabede gösterilmeyen, fakat konuşma sırasında ortaya çıkan ünlülerle birlikte bu sayı 12'yi bulmaktadır.
Akademisyen Mehmet Önal’ın son romanı olan "Kırlangıçlar Ülkesi"nde, hayalî bir mektup kahramanı olan Yusuf Erdoğan’ın, çocukluğundan itibaren etkilendiği kişi ve olaylardan yola çıkılarak, çeşitli iç çekişmeleri ve hayalleriyle karışık duyguları neticesinde şekillenen hayatı anlatılmaktadır. Bu anlatma sırasında ise günümüz dünyasının bazı toplumsal meselelerine değinilir. Ayrıca eserde, geçmiş, şimdi ve gelecek üçgeni arasındaki köprülerle sağlamlaştırılmış, alışılmışın dışında bir kurgu göze çarpar. Bu çalışmamızda Kırlangıçlar Ülkesi’ne bir yolculuk yapıyor ve bu ülkenin topraklarındaki izlenimlerimizi aktarıyoruz.
Dil olgusunu ve yeryüzündeki tüm dilleri genel olarak bütün yönleriyle konu edinip inceleyen bilim dalının adı "dil bilimi"dir. Dil biliminden farklı olarak dil bilgisi ise, ele alınan bir dilin en küçük birimi olan seslerinden, en büyük birimi olan cümlelerine kadar içinde barındırdığı tüm dilsel unsurlarını araştırıp inceler ve birtakım yargılara varır. "Gramer" olarak da adlandırılan bu bilgi alanı, ses bilgisi (fonetik), biçim bilgisi (morfoloji), köken bilgisi (etimoloji) ya da lehçe bilgisi (diyalektoloji) gibi çeşitli kollara sahiptir.
|
 |