 |
 |
ANA MENÜ |
 |
|
 |
KATEGORİLER |
 |
 |
PROJELER |
 |
 |
ARAMA |
 |
 |
ABONELİK |
 |
 |
REKLAMLAR |
 |
|
|
|
|
|
 |
 Donanım
|
Cep telefonu üreten firmaların, fotoğraf makinesi özelliği ön plana çıkan cep telefonları tasarlama sürecine girdiği 2007 yılından itibaren, yüksek çözünürlükte fotoğraf ve video çekebilen sayısız cihaz piyasaya sürüldü. Bilhassâ Samsung, optik yakınlaştırma yapabilen gelişmiş kamera lensleri barındıran telefonlarıyla, son zamanlarda büyük bir başarı yakaladı. 5 megapiksel (2560×1920 piksel) fotoğraf ve VGA çözünürlüğünde (640x480 piksel) video çekebilen, bunun yanı sıra, "Xenon" olarak adlandırılan güçlü bir flaş ile bütünleşmiş SGH-G810'u, Samsung'un bahsi geçen telefonlarına örnek olabilecek nitelikte.
Dijital ortamda işlenen verilerin depolanıp tekrar kullanılabilmesi amacıyla geliştirilen ve bir bilgisayarın en önemli donanımları arasında yer alan sabit disk sürücüleri, diğer donanım bileşenlerinin aksine, tasarlandığı ilk zamanlardan bu yana güncel teknolojiye ayak uydurmayı başaramadı. Hareketli parçalardan oluşan iç yapıları, fiziksel şartlardan çabucak etkilenebilen manyetik yüzeyleri ve çeşitli ısınma ya da veri kaybı sorunları sebebiyle sabit diskler, bilgisayarlardan elde edilebilecek verimi ve genel performansı olumsuz yönde etkileyen bir unsur olagelmiştir. Bu hususta, son yıllarda adından sıkça söz edilen "katı durum" teknolojisi, klasik sabit disklerin olumsuzluklarına köklü bir çözüm getirecek gibi görünüyor.
2009 yılı, mobil cihaz incelemeleri açısından bir hayli yoğun geçeceğe benziyor. Asus'un P320 ve P565 model numaralı cep bilgisayarları ile ORITE'ın KN-A75D'sinin ardından, Marjinal Reklam ve Tanıtım tarafından edindiğim Nokia N96'nın 16 GB'lık dâhilî hafızaya sahip sürümü için ayrıntılı bir inceleme yazısı hazırladım. Diğer inceleme yazıları gibi mobil içerik ve test sitesi ceplab.com'da yayımlanan N96 16 GB incelemesi de ürüne ait pek çok fotoğrafı, ekran görüntülerini, detaylı bilgileri, kullanıma dair yorumları ve test sonuçlarını içeriyor.
Ocak ayının ilk haftasında incelemesini yapmış olduğum Asus'un P320 model numaralı cep bilgisayarının ardından, yine Asus'tan tarafıma gönderilen ve 800 Mhz hızındaki Marvell TavorP işlemcisi dolayısıyla "dünyanın en hızlı cep bilgisayarı" sıfatını taşıyan P565'i mobil cihaz sitesi CepLab için inceledim. Duyurulduğu andan itibaren büyük bir merakla beklenen ve henüz hiçbir ülkede satışa sunulmayan P565'in dünya genelindeki ilk incelemesi niteliğinde olan bu inceleme, aynı zamanda, ilerleyen günlerde İngilizce olarak da yayımlanacak. Yazının devamında incelemeyle ilgili daha fazla bilgiyi, cihazın öne çıkan özelliklerini ve onu benzerlerinden ayıran detaylarını bulabilirsiniz.
Cep telefonu operatörlerinin, abonelerine farklı farklı seçenekler sunması ve çeşitliliğin artması dolayısıyla, neredeyse her abone birden fazla cep telefonu hattı kullanmayı tercih eder oldu. Böyle bir durumda, aynı anda iki adet cep telefonu hattı kullananlar için tasarlanmış olan, Tayvan merkezli ORITE firmasının KN-A75D model numaralı cep telefonu, başarılı sayılabilecek el yazısı tanıma özelliğine sahip 2.6 inç büyüklüğünde bir dokunmatik ekran barındırıyor. Cihazda, biri önde biri arkada olmak üzere iki adet kamera ve Bluetooth desteği de bulunuyor.
Bilişim teknolojilerinde taşınabilirliğin öneminin artması sonucunda hacmi büyük, taşınması zor olan bilgisayarların yerini, gömlek cebinde taşınıp avuç içinde kullanılabilen minik cep bilgisayarları almaya başladı. Ülkemizde de bu tür teknolojik yeniliklerin tanıtılması ve daha fazla kişiye ulaştırılması adına, Türkiye'nin büyük bir hızla gelişen mobil teknoloji yayını olan CepLab için bir tanıtım yazısı kaleme aldım. Tayvan kökenli donanım üreticisi ASUS'un P320 model numaralı cep bilgisayarının detaylı incelemesini, fotoğraflarını ve kullanım yorumlarını da içeren bu yazıma buradan ulaşabilirsiniz.
Lise yıllarından...
Zamanında bir CD yazıcı bile lüks iken, şimdi DVD yazıcılar
"standart hal"e gelmeye başladı. Görünen o ki Blu-Ray veya HD-DVD gibi ileri
teknoloji ürünlerine sahip olmamız da an meselesi. Lakin her zaman eksik olan
bir şeyler var. Öyle ki; hiçbir zaman bir DVD’nin veya CD’nin üzerine
istediğimiz bir resmi veya herhangi bir şeyi yazıp çizemiyoruz. Yapabildiğimiz
tek şey, asetat kalemiyle diskin üzerine, içinde ne olduğunu yazmak veya
yapışkanlı kağıtları disk üzerine yapıştırmaktı. Bunların da pek çok dezavantajı
olduğunu biliyoruz (diskin ağırlaşması, çizilme riski vb. gibi). Üreticiler bu
durumun farkına varmış olmalı ki, bizim gibi ev kullanıcıları için “LightScribe”
teknolojisini ürettiler. Peki nedir bu LightScribe teknolojisi?
Lise yıllarından...
Şöyle 6–7 sene geriye bakalım. Hani şu MP3 çılgınlığının yaşandığı dönemlere... 10 GB’lık sabit diske sahip bir sistem aldığımız zaman arkadaşımıza: “Bak baba, bu yeni canavarın tam 10 GB hard diski var. Ne yüklersen yükle dolmaz.” dediğimizi hatırlar gibiyim. Bu cümleyi sarf etmekten ne kadar da keyif alırdık kim bilir. Fakat bu cümleleri kurarken, yalan söylediğimizi şimdi daha rahat anlayabiliyoruz. Çünkü, Internet’in ve CD’lerin yaygınlaşmasıyla birlikte 10, 20, 30 GB’lık alanlar hiç kimseye yetmez oldu. Buna dosya paylaşım çılgınlığını da eklersek gigabaytlar bile çoğu kez yetersiz kalıyor.
Lise yıllarından...
Ekran kartı piyasasında ATI ile Nvidia arasındaki ezeli rekabet günden güne kızışıyor. Nvidia, üst seviye ekran kartlarında 7800 modeli ile (her ne kadar fiyat bakımından da üst seviyede olsa) bir adım öne çıkarken, orta seviyede ise ATI ile Nvidia arasında ciddi bir çarpışma görüyoruz. Özellikle ATI’nin X serisi ekran kartları, orta seviye pastasından büyük bir dilim alıyor. ATI son yıllarda büyük bir hamle daha yaptı ve büyük oyun üreticileri ile anlaşma yaparak, oyunları kendi kartları için optimize ettirdi. Örneğin, ATI çipsetli ekran kartına sahip kullanıcıların bazı oyunlarda bir takım akla hayale sığmayacak yöntemlerle performansı %10 arttırdığı söylentisi de bu anlaşmayı doğrular nitelikte.
Lise yıllarından...
Şöyle bir 8-9 yıl geriye gidelim. DOS kullandığımız, oyunları o zamanların standart çözünürlüğü olan 320x200 pikselde ve 256 renkte oynadığımız zamanlara… Hangimiz kullandığımız ekran kartını veya bu kartın üzerindeki işlemciyi bilirdik? Veya hangimiz ekran kartı sürücüsü diye bir şeyden bahsedebilirdik? Büyük bir hevesle aldığımız yeni bir oyunu 100 MB alana sahip, tozlu ve bir tank misali ses çıkartan sabit diskimizin en ücra köşelerine, kalp atışları içinde yüklerdik. Oyunumuzu oynarken de ne bir FPS düşüşü ne de bir DirectX sorunuyla karşı karşıya kalırdık. Ta ki 3D devrimi yaşanana kadar. 3. boyut kavramı piyasada yavaş yavaş hakimiyetini kurmaya başladığında kimileri “3D çıktı mertlik bozuldu” nidaları atarken kimileri de bu yeni teknolojiyi çoktan benimsemiş, 2D oyunların tarih olma vaktinin geldiğini düşünüyordu. Fakat bir gerçek vardı. Oyunlar artık iki boyutlu değildi ve 256 renk modundan çıkmışlardı. Daha yeni ve hızlı sistemlere ihtiyaç duyuyorlardı
|
 |