İsveç Notlarım ve Stockholm İzlenimlerim

Dünyanın en yaşanılası ülkeleri sıralamasında daima en üst sıralarda yer alan Vikinglerin torunlarının ülkesi İsveç ile İsveç’in başkenti Stockholm, her zaman ilgimi çekmiştir. Stockholm Üniversitesinin düzenlediği bir bilimsel etkinlik dolayısıyla geçtiğimiz ay sonunda, kuzeyin Paris’i olarak da nitelenen Stockholm’da 6 gün geçirme imkanı buldum. Bu yazımda, “yazın gecesi, kışın gündüzü olmayan ülke” İsveç’e ve özellikle Stockholm’a dair anılarımı, izlenimleri ve tavsiyelerimi aktarmaya çalışacağım.

Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan Stockholm’e doğrudan uçuşları mevcut. Yolculuk yaklaşık 3.5 saat sürmekte ve sabah saatlerinde kahvaltı, günün diğer saatlerinde ise yemek sunulmakta. İsveç’e farklı havayolu şirketleri ile uçmak da mümkün, fakat bilet fiyatları açısından en uygunu THY idi. Biz, biletimizi geç aldığımız için kişi başı yaklaşık 1.300 TL civarında bir ücret ödedik. İleri tarihli biletler elbette daha ucuza bulunabiliyor. Stockholm uçuşu, Avrupa’nın doğusu üzerinden gerçekleşiyor. Romanya, Polonya gibi ülkeleri ve Baltık Denizi’ni aşarak İsveç sınırlarına ulaşıyoruz. İlk andan itibaren yemyeşil bir kara, irili ufaklı yüzlerce ada ve masmavi Baltık Denizi bizi karşılıyor.

Stockholm’un havaalanı şehir merkezinin biraz dışarısında. Uzaklık yaklaşık 40 km. Havaalanından inip pasaport kontrolünden de geçtikten sonra bagajlarımızı alıyor ve turist danışma merkezine doğru ilerliyoruz. 5. terminaldeki bu merkezde ulaşım biletleri ve Stockholm Card alınabiliyor. Ayrıca şehri tanıtıcı broşürler, haritalar vs. de mevcut burada. Şehirle ilgili istediğiniz her türlü bilgiyi de görevlilerden alabilirsiniz. Biz de, gerekli bilgileri alıp işimize yarayacak birkaç haritayı da edindikten sonra yola koyuluyoruz. Önce bir otobüs ve bir de tren ile şehir merkezine ulaşıp oradan da bir metro ve otobüs ile doğrudan otelimizin bulunduğu Kungens Kurva’ya geliyoruz. Şehir merkezine Arlanda Express adlı hızlı trenle ya da çeşitli ekspres otobüs ve taksilerle kolayca gidebilmek de mümkün, fakat bunlar biraz pahalıya mal oluyor. Yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculuğun ardından, konaklayacağımız oteldeyiz. Otelimiz Hotel Dialog, şehrin biraz dışarısında ve etrafı oldukça sakin, yemyeşil. Şehre uzak konumuna rağmen, toplu ulaşım araçlarıyla kısa sürede şehir merkezine geçebilme imkanına sahibiz. Yeri gelmişken, İnternet üzerindeki hotels.com gibi siteler aracılığıyla otel rezervasyonlarının kolayca yapılabildiğini hatırlatayım. Biz de öyle yaptık ve aldığımız notlarla, ayrıca cep telefonumuzdaki navigasyon uygulamasıyla otelimize kolayca ulaşabildik. Tabir yerindeyse, elimizle koymuş gibi bulduk konaklayacağımız oteli. Bu konuya ve ulaşımla ilgili tavsiyelere, yazımın tavsiyeler kısmında detaylıca değineceğim.


İsveç’e yaklaşırken…

Havadan İsveç manzarası Havadan İsveç manzarası Havadan İsveç manzarası

Hotel Dialog Stockholm Stockholm caddeleri bomboş Hotel Dialog yakınındaki Stockholm caddeleri

Genel Bilgiler: İklim, Ekonomi, İsveç İnsanı vd.

İsveç; Finlandiya, Danimarka ve Norveç ile birlikte tarihsel anlamda ve günümüzde bu ülkelerin kapladığı alanı genel olarak ifade eden İskandinavya bölgesinin hemen hemen ortasında, kuzeyden güneye uzanan bir ülke. Dünya üzerindeki konumu dolayısıyla yaz aylarında güneşin gökyüzünde kalma süresi oldukça yüksek. Kış aylarında ise tam tersi. Bu bakımdan, özellikle ülkenin kuzey taraflarında “beyaz geceleri” yaşamak mümkün. Ağustos sonu Eylül başlarında dahi Türkiye’de 19.30 civarlarında gün batımı yaşanırken, İsveç’in güneydoğusunda yer alan başkent Stockholm’da hava halen aydınlıktı ve güneşin tam olarak batması 21.30-22.00 arasını buluyordu. Yılın büyük bir bölümünde yağışlı ve soğuk bir iklime sahip olan İsveç’te, hemen her yer ormanlarla ve geniş yeşil arazilerle, irili ufaklı yüzlerce ada ve adacıklarla kaplı. Uçakla İsveç sınırlarına girildiği anda dahi dikkat çekici bir yeşil tabaka ve takım adalar ziyaretçilerini karşılıyor. İsveçlilerin yeşili ve doğayı koruma noktasında da oldukça bilinçli olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki, şehirlerde gökdelen görmek ya da yeşil alanların katledildiğine şahit olmak imkansız. Ayrıca, İsveç’in havasının  oksijen dolu ve tertemiz olduğunu belirtmeliyim.

Türkiye’de kavurucu sıcakların hakim olduğu sırada, İsveç’te bir mont giymeden dolaşmak imkansızdı. Ayrıca orada geçirdiğim altı günün en az dördünde hava kapalı ve yağmurluydu. Hava tahminleri de genelde tutarsızdı. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun ardından bulutların çekilip güneşin kendini gösterdiğine ve şehrin adeta yıkanıp parladığına sık sık şahit oldum. Hava sıcaklığı Ağustos ayında dahi 20-23 dereceyi geçmiyor burada. Kışın ise, özellikle kuzeyde -30 derecelerden ve gelmeyen gündüzlerden bahsediliyor.

Gamla Stan manzarası ve Baltık Denizi'nin uzantısı

Gamla Stan manzarası ve Baltık Denizi’nin uzantısı

Burada, Avrupa Birliğinde olunmasına rağmen Euro yerine, milli para birimi olan İsveç kronu (SEK) kullanılıyor. 1 SEK ise, bu yazıyı yazdığım anda yaklaşık 0.3 TL idi. Buna rağmen İsveç, yaşam kalitesine bağlı olarak oldukça pahalı bir ülke. Tabii bu pahalılık, bize göre. Örnek vermek gerekirse, tek kullanımlık bir şehir içi otobüs ya da metro bileti, Türk lirası ile yaklaşık 11 TL’ye denk düşüyor. Havaalanından şehir merkezine otobüs ya da trenle ulaşım ise yaklaşık 30 TL. Yeme içme de son derece pahalı. Ortalama bir lokantada yine ortalama bir balık menüsü yaklaşık 40-50 TL civarında. Bunlar, İsveç’teki yaşamın bize göre ne kadar pahalı olduğu hakkında bir fikir verecektir.

Vikinglerin Torunları

İsveç’in toplam nüfusu yaklaşık 9.5 milyon ve bunun neredeyse yarısı başkent Stockholm’da. Başkent nüfusunun yaklaşık üçte biri ise göçmenlerden oluşmakta. Nüfus artış hızının çok düşük olması nedeniyle İsveç hükümeti çocuk teşvikinde bulunuyor ve bundan dolayı şehrin hemen her noktasında soğuğa ve diğer etkenlere aldırış etmeden bebek arabasıyla dolaşan çiftleri görmek mümkün. İsveç yerlilerinin tamamına yakını sarışın ya da beyaz tenli. Özellikle çocukları oldukça sevimli. Bebekleri de oyuncak bebek misali. Şehrin hemen her yerinde spor yapan, hatta kanoya binen insanlar görülüyor. Bu yüzdendir ki, kilolu bir İsveçli görmek çok zor. Hemen hepsi formunda ve “temiz yüzlü” tabir edilenlerden.

Stockholm caddeleri ve sembolik tramvay

Stockholm caddeleri ve sembolik tramvay

Yazımın girişinde de belirttiğim üzere, İsveç dünyanın refah seviyesi en yüksek olan ülkeleri arasında, fakat buna rağmen intihar oranlarının da en yüksek seviyede olduğu ülkelerden birisi. Bunda kapalı ve soğuk havaların da etkisi olsa gerek. Buna rağmen, Stockholm’u ziyaretimiz sırasında, İsveç insanının mutlu olduğunu gözlemledik. Burada, kimse kimsenin özeliyle ilgilenmiyor. İnsanlar kendi halindeler. Soğuk görünümlerine rağmen, konuşmaya başlandığında yardımsever, samimi ve güleryüzlü olduklarının farkına varıyorsunuz. Metrolarda ya da otobüslerde, karşı karşıya olan koltuklara oturulduğunda, insanlar göz temasından kaçınıyor, fakat maalesef göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere (yine maalesef bu bölgelerde Türk vatandaşları da yaşamakta) girince iş değişiyor. Rahatsız edici bakışlar ve tavırlar, rahat hareketler, yüksek sesle bağırırcasına konuşmalar vs. başlayıveriyor.

İsveççe

İsveçlilerin dili İngilizce, Almanca, Norveççe, Danca gibi dillerin oluşturduğu Germen dilleri ailesine ait, ayrı bir dil, yani İsveççe. Bu dilin sesletimi biraz Almancayı, biraz Fransızcayı hatırlatıyor. İsveç alfabesi de Latin tabanlı ve hemen hemen fonetik, yani yazıldığı gibi okunuyor. Bu durumun istisnaları az. Örneğin, bizde İsveç deyince akla ilk gelenlerden biri olan IKEA, /ikia/ olarak telaffuz ediliyor. Ses dizgesinde yuvarlak /å/ sesleri ve açık /ä/ler yaygın. Bunun dışında, İsveçlilerin neredeyse tamamı çok iyi derecede İngilizce biliyor. Orada bulunduğumuz süre içerisinde, adres tarifi ya da başka herhangi bir konuda her kimle konuştuysak tamamı akıcı bir şekilde İngilizceye sahipti. Tabelalarda ya da broşürlerde vs. İsveççenin yanında İngilizce de kullanılıyor. Bu bakımdan, eğer yeterli düzeyde İngilizceniz varsa, anlaşma konusunda burada herhangi bir sorun yaşamayacağınıza emin olabilirsiniz.

İsveç’te Ulaşım

Stockholm’da ulaşım son derece kolay. Metro, tramvay, otobüs ve tren sadece tek bir firma (SL=Storstockholms Lokaltrafik) tarafından idare ediliyor ve tek bir kart ile (SL Access Card) tüm toplu ulaşım araçlarını kullanmak mümkün. 24 saatlik, 72 saatlik ya da 7 günlük sınırsız ulaşım biletleri satın alınabiliyor. 24 saatlik bir biletin ücreti 115 SEK, yani yaklaşık 36 TL. Tabii buna bir de 20 SEK’lik kart ücreti ekleniyor. Güncel bilet fiyatları ve türleri için buraya bakılabilir. Ulaşım biletleri dışında, müzelere ya da başka etkinliklere ücretsiz giriş sağlayan Stockholm Card ile de toplu taşıma araçları kullanılabilir. Bu karta ve avantajlarına yazımın ilerleyen kısımlarında değineceğim.

Stockholm toplu ulaşım araçlarında her şey düşünülmüş. Otobüslerde her koltuk için birer iniş düğmesi, bebek arabası ya da tekerlekli sandalye kısımları (ve bunlar için ayrı ayrı iniş düğmeleri), GPS destekli durak bilgisi göstergeleri, sesli anonslar ve geniş koltuklar mevcut. Üstelik son derece sakin ve ferah. T-bana (Tunnel Bana) olarak tanımlanan metrolar, Commuter Rail adı verilen trenler ve tramvaylar da oldukça  modern, temiz ve kullanımı kolay. Belki bizim bulunduğumuz konumdan dolayıdır, fakat hiçbir zaman otobüslerin tıka basa dolu olduğunu, hatta ayakta yolculuk edenleri dahi görmedim. Bunun aksine, özellikle merkezi noktalardaki tramvay ve metrolarda günün belirli saatlerinde belli bir kalabalık oluyor. Metro hatlarında yaklaşık 100 metro istasyonu mevcut ve çeşitli bağlantılarla şehrin hemen her noktasına ulaşım sağlanıyor. Metro istasyonları birer sanat müzesi gibi. Hemen hemen her istasyon farklı şekilde tasarlanmış ve her birinde çeşitli süslemeler yapılmış durumda. Çoğu metro ve de otobüs istasyonunda hareket saatleri ile bir sonraki aracın gelmesine ne kadar süre kaldığı görülebiliyor. Ayrıca panolarda haritalar, biletlerle ilgili genel bilgiler ve diğer önemli unsurlar gösterilmekte.

Stockholm metrosu Stockholm metrosu Stockholm metrosu

Stockholm’de trafik yok denecek kadar az. En yoğun saatlerde bile araç kuyrukları oluşmuyor, fakat bisiklet kuyrukları görebilirsiniz. Zira, burada bisikletle ulaşım son derece yaygın. Bisikletlilere özel çift şeritli yollar, özel trafik ışıkları, kısacası bisikletliler için de her şey düşünülmüş. İşinden çıkıp evine giden takım elbiseli insanları ya da gezmeye çıkan bisikletli yaşlı teyzeleri her tarafta görebilirsiniz. Trafikte, Türkiye’deki “araç üstünlüğü”nün aksine gerçek anlamda bir yaya üstünlüğü mevcut. Trafik ışığının olmadığı yerlerde, yaya geçitlerine yaklaştığınız anda araçlar duruyor ve son derece sabırlı bir şekilde insanların geçmesini bekliyor. Korna sesi duymak oldukça zor. Hızlı araç kullananlara ya da patırtılı egzozlara da nadiren rastladım (ve maalesef bunları kullananlar genelde göçmenlerdi).

Gamla Stan (Eski Şehir) civarlarında, bir köprü üzerinde

Gamla Stan (Eski Şehir) civarlarında, bir köprü üzerinde

Stockholm otobüsleri Stockholm taksileri Stockholm caddelerinde bisikletliler

Stockholm’u tanımanın belki de en iyi yolu, yürümek ya da bisiklet kiralamak. Şehrin hemen her noktasında uygun fiyata bisiklet kiralayabilmek mümkün. Yaklaşık 1-2 saat içerisinde bisiklet üzerinde şehrin önemli noktaları görülebilir. Ayrıca, değişik noktalara yerleştirilmiş bisiklet parklarına bisikletlerinizi bırakabilir ve yürüyerek yolunuza devam edebilirsiniz. Ayrılmış bisiklet yolları da düşünüldüğünde, kısıtlı bir zaman dilimi içerisinde şehri daha iyi görebilmek için en iyi çözüm yolu bu olsa gerek. Eğer vakit sıkıntısı yoksa, elbette yürümek daha keyifli olacaktır.

Şehir, adaların üzerine kurulmuş diyebilirim. Bir ortaçağ şehri olan ve Stockholm’un kalbi sayılabilecek Gamla Stan başta olmak üzere şehrin en önemli yedi bölgesi beş farklı ada üzerinde adeta yüzüyor. Bu adalar arasında, köprüler üzerinden yürüyerek, bisikletle ya da araçlarla seyahat edilebiliyor. Her birinin manzarası ayrı ve etkileyici. Bu yapısıyla burayı bir bakıma İstanbul’a, bilhassa Eminönü’ne benzetmek de mümkün.

Klarastrandsleden Köprüsü üzerinde

Klarastrandsleden Köprüsü üzerinde

Belediye binası kulesinden Stockholm Stockholm manzarası Eski Şehir manzarası

İsveç’te Yaşama Dair

Konakladığımız otelden şehir merkezine giderken, her seferinde farklı bir rota tercih ettik ve bu sayede şehri daha yakından tanımayı hedefledik. Dördüncü gün, Skärholmen adındaki bir yerleşim birimindeydik. Burası, Türkiye’den göç edenlerin yaşadığı bir semtmiş ve bunu tesadüfen öğrendik (daha doğrusu gördük). Semtin merkezinde, metro istasyonu civarında çeşitli Türk lokantaları var ve her yerde Türkçe konuşmalar duymak mümkün. Biz de Türkçe konuşan kişilerden birisine yaklaştık ve kendimizi tanıttıktan sonra uzunca bir sohbete daldık. Yusuf Bey, Konya Kulu’dan göç etmiş ve yaklaşık 30 yıldır burada yaşıyormuş. Kendi imkanlarıyla İsveççeyi öğrenmiş. Yaşadığı bölgeyi, Kululuların çokluğundan dolayı “Kuluforniya” olarak adlandırıyor (Kaliforniya’ya örnekseyerek). Öyle ki, İsveçliler Türkiye’nin başkentini Kulu sanıyorlarmış. Kulu’da 25 bin kişi varsa, Stockholm’da 50 bin Kululunun olduğu söyleniyor (tabii bu sadece bir anekdot). Yusuf Bey bir kebap lokantası işletiyor ve işleri de yolundaymış. 6 çocuğa sahipmiş ve çocuklarının hepsi okuyup iyi yerlere gelmiş. En büyük oğlu üniversite bitirip işe başlamış. Ayda 30 bin SEK kazanıyormuş (bu, İsveç için dahi oldukça iyi bir rakam). Yusuf Bey’e göre İsveç’te yaşam Türkiye’ye göre çok daha kolay ve kaliteli. Kendi tabiriyle “Anamı buradan trene bindiriyorum, bin kilometre uzağa rahat rahat gönderiyorum. Türkiye’de olsa bunu yapamam.” diyor. Göçmenlere ya da Türklere karşı da herhangi bir olumsuz davranış sergilenmiyormuş. Kısacası burada herkes hayatından memnun.  Türkiye’ye dönmek gibi bir düşünceleri de yok. Buna rağmen Türkiye ile bağlarını koparmamışlar ve güncel gelişmeleri yakından takip ediyorlar.

İsveç'te Türk algısı

İsveç’te Türk algısı

İsveç’te yaşamak, bizim gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, gerçekten de kolay görünüyor. Her şey oturmuş bu şehirde. Altyapı sorunu yok. İnsanların konforu için her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Trafik sıkışlığından, ulaşım zorluğundan, korna sesinden eser yok. Havası ve suyu temiz, insanları saygılı ve hoşgörülü. Suç oranı da oldukça düşük. Şehirde bir olay, bir tartışma ya da bir polis arabası görmek neredeyse imkansız. Kısacası her şey saat gibi işliyor burada. Zaten “rüya şehir” olarak da adlandırılan Stockholm’un öğrenebildiğimiz kadarıyla tek sorunu, soğuk ve gece gündüz eşitsizliği. Açıkçası benim kişisel fikrim de, bugüne kadar gördüğüm Paris, New York, Venedik, Barselona gibi şehirler arasında en yaşanılasının Stockholm olduğu yönünde.

İsveç’te Yeme-İçme

Ben ve eşim yemeğe düşkün sayılmayız. Bu yüzden, bu konuda İsveç’te neler yapılacağıyla ilgili anlatacaklarım oldukça sınırlı kalacak. Biz, daha çok sırtımızda çantayla kilometrelerce yürüyen turist tipindeyiz. Dolayısıyla çantamızda her daim meyve, ekmek, peynir, zeytin gibi yiyecekler bulundurur ve müsait bir ortamda (park, bank) bunları tüketmeyi, böylece günü (daha doğrusu midemizi) kurtarmayı severiz. İsveç’te de böyle yaptık. İşin doğrusu, İsveçlilerin de kendilerine has bir mutfak kültürleri yok. IKEA’lardan alışık olduğumuz İsveç köfteleri (köttbullar) -ki bu köfte biçiminin de Osmanlı’dan taklit edildiği söyleniyor-, çeşitli balık yemekleri en bilinenleri arasında. Ayrıca, dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da McDonald’s gibi fastfood zincirleri mevcut. Şehrin çeşitli bölgelerindeki Türk lokantalarında ise döner, Adana kebabı, tavuk dürüm gibi alışkın olduğumuz lezzetler bulunabilir. Bir Adana kebabın fiyatı yaklaşık 100 SEK, yani 30 TL. İsveç’te yeme içme konusunda dikkatimi çeken bir husus da, yoğurtların “içilmesi”ydi. Pet şişeler ya da kutular içerisinde içilebilir meyve aromalı yoğurtlar oldukça yaygın. Biz de bunlardan hayli tükettik. Açıkçası oldukça lezzetliydi.

Stockholm manzarası

Stockholm manzarası

Stockholm manzarası Royal Palace Stockholm Üniversitesinde bir ofis

Görülmesi Gereken Yerler ve Stockholm Card

Stockholm, dünyanın belki de en zengin ve en kaliteli müzelerine, aynı zamanda farklı tarihine sahip şehirlerinden biri. İsveçlilerinin tarihlerini koruma ve tanıtma konusundaki tutumu, tarihi eserlerin en iyi şekilde saklanmasını, onlarca müzenin açılmasını ve tarihi mekanların tertemiz bırakılmasını sağlamış. Şehrin her yeri, tabir yerindeyse, tarih kokuyor. Bir bakıma şehrin kalbi tarihi merkezlerde atıyor. İsveç tarihinden dünya tarihine, paralardan postacılığa, danstan modern sanata kadar hemen her temada bir müze var bu şehirde. Müzelerin tamamını doya doya gezmek içinse en az bir ay gerekli.

Gelişmiş ülkelerde, hem turistlere kolaylık sağlamak hem de kültür ve gezi turizminden para kazanmak amacıyla “şehir kartları” olarak tabir edebileceğimiz sistemler mevcut. Bir şehrin kartını satın alınca, satın aldığınız gün sayısı boyunca o şehrin toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyor, müzelerine yine ücretsiz ya da indirimli bir şekilde girebiliyor ve çeşitli etkinliklere katılabiliyorsunuz. Stockholm’da da bu tür bir kart mevcut: Stockholm Card. 1, 2, 3 ya da 5 günlük seçenekleri bulunan bu kart ile metro, tren, otobüs ve tramvayları, hatta bazı deniz otobüslerini ücretsiz ve sınırsız olarak kullanabiliyor, seksen civarında müzeye ücretsiz olarak girebiliyor ve ücretsiz kanal turuna katılıp bisikletle şehir turu yapabiliyorsunuz. Üstelik kartla birlikte verilen ve müzelerin, etkinlik noktalarının, metro hatlarının vs. gösterildiği ayrıntılı harita sayesinde de iyi bir planlama gerçekleştirilebiliyor. Biz de beş günlük karttan satın aldık ve hakkını vererek kullanmayı başarabildik.

Parlamento Binası Eski Stockholm sokakları Stockholm Card

Stockholm’de Müzecilik, Müzeler ve Görülecek Diğer Yerler

Yukarıda’da belirttiğim gibi, Stockholm’de birbirinden farklı temalarda yüze yakın müze bulunmakta ve bunların pek çoğuna Stockholm Card ile ücretsiz girilebilmekte. Hemen her müzede tuvaletler, eşyalarınızı bırakabileceğiniz kilitli kabinler, yaşlılar için yürüme ve asansör desteği ve ayrıca çocuklar için oyun alanları mevcut. Yine hemen her müzede, müzeyle ilgili hediyelik eşyaların satıldığı ufak bir mağaza ve kafe de bulunmakta. Bunun yanı sıra her ziyaretçiye birer kulaklık verilmekte ve bir taraftan müze gezilirken diğer taraftan gezilen kısımla ilgili bilgiler dinlenebilmekte. En az 5-6 dilde olan bu bilgiler maalesef Türkçe sunulmuyor. Belirli saatlerde ise düzenli olarak rehber eşliğinde “audio guide” denilen turlar gerçekleştiriliyor.

Bence, denizin altından bulunup çıkarılan tarihi bir geminin sergilendiği Vasa Müzesinden zamanında İsveç zenginlerinin yaşadığı görkemli şatolara, saraylara ya da posta müzesine kadar hemen her müzeyi ziyaret etmek ve detaylıca görmek gerekli. Bu müzelerin pek çoğu şehir merkezindeyken, büyük sarayların bazıları Stockholm’un hayli uzağında kalıyor. Bazı müzelerde ise, ziyaretçilerin giyip fotoğraf çektirebileceği elbiseler ya da kullanabilecekleri, test edebilecekleri makineler, ürünler mevcut.

Gamla Stan

Stockholm denilince ilk akla gelen yer, tarihi bir şehir olan Gamla Stan. Burası, esasında ufak bir ada şehri ve üzerine bir saray, büyük bir kilise ve çeşitli binalar inşa edilmiş. The Royal Palace (Kungliga Slotet) adındaki yaklaşık 600 odalı sarayın içerisinde birbirinden farklı birkaç müze mevcut. Avrupa’nın en büyük sarayları arasında gösterilen bu saray gerçekten son derece ihtişamlı ve göz alıcı. Sarayın Gustav III’s Museum of Antiquities (III. Gustav’ın Antik Eşya Müzesi), Gamla Stan’ın tarihini görsellerle ve maketlerle anlatan Tre Kronor (Zaman Müzesi), The Treasury (Hazine Dairesi), The Armoury (Silah Deposu) vb. kısımları var, fakat bu kısımların her biri ayrı birer müze olarak tasarlanmış.

Belediye binasından Gamla Stan manzarası

Belediye binasından Gamla Stan manzarası

The Royal Palace İsveç parlamento binası

Bu sarayın yanı sıra yine Gamla Stan adası üzerinde Storkyrkan Katedrali var. 1279 yılında inşa edilen bu katedralin içerisinde pek çok tarihi eser de sergilenmekte. Nobel Müzesi, yine Gamla Stan içerisindeki bir başka müze. Alfred Nobel ve Nobel ödülleriyle ilgili her türlü görselin ve diğer unsurun yer aldığı bu müzede Nobel dondurmasını da tadabilirsiniz. Ada üzerindeki bir başka müze ise The Royal Coin Cabinet. Burada, parayla ilgili her türlü bilgiyi ve materyali bulabilirsiniz. İlk paralar, dünyanın her bölgesinden madeni para ve banknot örnekleri, para yerine kullanılan başka materyaller vs. her şey bu müzede. Müzenin bir standı da Osmanlı ve Türk paralarına ayrılmış durumda. The House of Nobility, yani “Asillik Evi” ise, adanın batı yakasında bulunan ve içerisinde çeşitli antik eşyaların sergilendiği, Avrupa mimarisine ait unsurların bulunduğu bir müze. 17. yüzyılda inşası tamamlanan bu binada bir de büyük toplantı salonu var.

Stockholm Katedrali Gamla Stan meydanı Nobel Müzesi

Gamla Stan sokakları The Royal ArmouryThe House of Nobility

Gamla Stan’ın yine batı yakasındaki Posta Müzesi ise, postacılıkla ilgili hemen her şeyin bulunabileceği bir mekan. Burada en ilkel postalardan en modern imkanlara kadar her şeyi görebilmek ya da postacı kıyafetiyle fotoğraf çektirebilmek mümkün. Gamla Stan’ın karşı yakasında ise, 1200’lü yılların sonunda inşa edilmiş oldukça eski bir kilise olan Riddarholmen Kilisesi mevcut. Kilise içerisinde yine pek çok tarihi eser sergilenmekte. Gamla Stan’ın hemen yukarısındaki ufak bir adada devasa parlamento binası ile The Museum of Medieval Stockholm (Ortaçağ Stockholm’u Müzesi) bulunmakta. Parlamento binası önündeki yeşil alanda çimlere uzanıp fotoğraf çektirebilir ve buradaki müzede, ortaçağ Stockholm’u ile ilgili çekici yapılara göz atabilir ve o dönemleri yaşayabilirsiniz.

Stockholm Posta Müzesinde

Stockholm Posta Müzesinde

Riddar Holmen meydanı Riddarholmskyrkan Kilisesi

Norrmalm

Gamla Stan’ın kuzeyinde kalan ve buradan yürünerek geçilebilecek bu bölgede de müzeler hayli yoğunlukta. The Royal Opera House (Opera Binası), ziyaretimiz sırasında kapalıydı, fakat belirli gün ve saatlerde çeşitli etkinlikler düzenlenmekteymiş. Ayrıntılı bilgi ve etkinlik takvimi için ağ sayfasına bakılabilir. The Museum of Mediterranean and Near Eastern Antiquities (Akdeniz ve Yakın Doğu Antikaları Müzesi), adından da anlaşılabileceği gibi Akdeniz ülkelerinden ve Yakın Doğudan getirilmiş antika eserlerin sergilendiği bir müze. Burada Kıbrıs, Yunanistan, Roma ve civarındaki yerlerden arkeolojik kalıntılar ve çeşitli eşyaları görebilirsiniz. The Museum of Dance (Dans Müzesi) ise dansla ilgili her şeyin bulunabileceği bir mekan. Bizim ilgimizi çekmediği için burayı ziyaret etmedik. National Museum (Milli Müze), İsveç’in milli sanat ve tasarım müzesi. The City Museum of Stockholm (Stockholm Şehir Müzesi), 17. yüzyıldan kalma bir saray ve içerisinde Stockholm tarihinin izlerini taşıyor. Stockholm’un bir ortaçağ şehri olarak başlayıp modern bir şehir halini alması ve bu süreçte yaşananlar buradan izlenebilir. Hamngatan Caddesi üzerindeki The Hallwyl Museum (Hallwyl Müzesi) ise Hallwyl ailesi için 100 yıl önce inşa edilmiş bir saray. Bu sarayda Hallwyl ailesinin lüks yaşamına tanık olabilir ve sarayın odalarını gezebilir, koleksiyonlarını görebilirsiniz.

Hallwy Muzesi National Museum Stockholm Opera

Östermalm

Stockholm’un doğu yakasında, Birger Jarlsgatan Caddesinin ayırdığı bu bölgede ilk olarak görülmesi gereken yer Army Museum (Ordu Müzesi) olsa gerek. Tarihin ilk zamanlarından Vikinglere, ardından günümüze kadar gelen, İsveç ordusuna ait her şeyin, balmumu heykellerin, gerçek silahların, fotoğrafların, belgelerin, uçakların vs. sergilendiği bir müze burası. Ayrıca belirli saatlerde İsveç ordusunun bandosu gösteriler düzenliyor. Ayrıca müze içerisinde, modern ve tarihi silahların orijinallerini kullanabiliyorsunuz (kullanmaktan kastım, dokunmak ve omuza alabilmek tabii ki). Karlaplan’daki The Swedish History Museum (İsveç Tarihi Müzesi) de, yine İsveç’in tarihiyle ilgili hemen her şeyi barındıran bir mekan. Taş Devrinden başlayarak Vikinglerden İskandinav runik harfli yazıtlara, mumyalardan madenlere, iskeletlerden fosillere kadar İsveç’in tarihiyle ilgili her türlü materyal burada görülebilir. Ayrıca çeşitli salonlardaki kısa film ve belgeselleri de burada izleyebilirsiniz. Oldukça büyük olan bu müzeyi tam olarak ve anlayarak gezmek için sanırım bir gün bile yetersiz kalacaktır. Yine bu bölgede, Stockholm’un yeşil kısımlarına doğru birkaç müze daha var. Bunlardan ilki The National Maritime Museum (Ulusal Denizcilik Müzesi). Denizcilik ve gemilerle ilgili pek çok unsur burada yer almakta. Tarihi gemiler, devasa maketler, canlı maket yapımı, deniz canlıları vs. gibi ilgili tüm unsurlar burada. Bu müzenin hemen yanında The National Sports Museum of Sweden (İsveç Ulusal Spor Müzesi) yer alıyor. Burada da, adından da anlaşılacağı üzere İsveç’teki spor olgusuyla ilgili hemen her şey mevcut. Aynı bölgenin hemen ilerisinde The Museum of Science and Technology (Bilim ve Teknoloji Müzesi), Swedish Police Museum (İsveç Polis Müzesi) ve Museum of Ethnography (Etnografya Müzesi) bulunuyor. Bilim ve Teknoloji Müzesi oldukça büyük ve kalabalıktı. En eski teknolojik aletlerden en yeni sistemlere, madencilik teknolojisinden uçak teknolojisine kadar her şeyi burada görmek, hatta kullanmak mümkün. Bulaşık makinelerinin nasıl çalıştığını, vinçlerin nasıl kullanıldığını ya da en yeni teknolojik aletlerin neler olduğunu burada deneyerek öğrenebilirsiniz. İsveç Polis Müzesinde, İsveç polisiyle ilgili envai çeşit materyal ve bilgi yer almakta, fakat burası daha çok çocuklara hitap ediyor. Etnografi müzesinde ise, dünyanın dört bir tarafından insan manzaraları, heykeller, eşyalar, kısacası insanla ilgili aklınıza ne gelirse sergileniyor.

Teknik Müze ve buharlı motor örneği Müzelik olmuş bir Nokia 3310 İsveç Ordu Müzesi İsveç Ordu Müzesinde gerçek silahlar Stockholm Etnografi Müzesi İsveç Tarih Müzesi ve İskandinav runik yazılı taşlar

Djurgarden

İsveç’in ve Avrupa’nın en büyük lunaparklarından biri olan Gröna Lund’un da bulunduğu bu bölgedeki en önemli müze, Skansen Open-Air Museum (Skansen Açık Hava Müzesi). Açıkçası buraya bir müze demek doğru olmaz, çünkü müzeden çok daha fazlasını barındırıyor. Burada vahşi hayvanlardan geleneksel İsveç evlerine, tarım bölgelerinden Stockholm manzarasına, teleferikten akvaryumlara kadar pek çok şey bulabilmek mümkün. Bu bölge içerisinde bir yanınızdan sincaplar dolaşırken diğer tarafınızdan tavus kuşları geçebiliyor. Doğal hayatla tamamen iç içesiniz burada. Kurtlara, ayılara, geyiklere dokunma mesafesindesiniz. Dilerseniz koyunları ya da inekleri de besleyebilirsiniz. Skansen içerisindeki Skansen’s Aquarium (Skansen Akvaryumu) ise, yine bir akvaryumdan daha fazlasını sunuyor. Lemurlarla birlikte dolaşıyor, tepenizden maymunların zıpladığını fark edince bir an afallıyorsunuz. İsterseniz yılanları ya da dev örümcekleri sevebilir (!) ya da envai çeşit balığın arasından geçebilirsiniz burada. Burası, kesinlikle görmeniz gereken bir yer kısacası. Skansen’in biraz ilerisinde, deniz kenarında bir akvaryum daha mevcut. Aquaria adlı bu akvaryumda da gerçekçi bir tropik orman içerisinde o havayı ve sıcaklığı yaşayabilir ya da deniz yıldızları, piranalar, vatozlar arasında dolaşabilirsiniz. Djurgarden’deki Museum of Biology (Biyoloji Müzesi) ise, etkileyici dekorlarıyla sizi adeta vahşi hayvanların arasında hissettiriyor. Bu bölgedeki en büyük müze olan Nordiska Museet‘te ise, İsveç halk kültürüne ait her ne varsa sergileniyor. Geniş avlusu ve çeşitli sergileri ile burada İsveç ve İskandinav kültürünü daha yakından tanıyabilirsiniz.  Nordiska Museet’in biraz yukarısında, yukarıda da bahsettiğim The Vasa Museum (Vasa Müzesi) yer alıyor. Bu müze, İskandinavya’nın en çok ziyaretçi çeken müzelerinden biri olma özelliğine sahip. Müzede, 1628 yılından kalma kraliyet savaş gemisi Vasa, tüm ihtişamıyla sergilenmekte; fakat maalesef geminin içerisine girilemiyor. Ayrıca, benzer gemilere ait irili ufaklı pek çok maket de burada görülebilir.

Stockholm Biyoloji Müzesi Vasa Müzesi Aquaria

Aquaria ve tropik orman Nordiska Müzesi Nordiska Müzesi

 Skansen Skansen Akvaryumu ve lemurlar Skansen'de lemurlar arasında

Skansen Açık Hava Müzesi Skansen Açık Hava Müzesi Skansen Açık Hava Müzesinde poz veren bir sincap

Stockholm Biyoloji Müzesi Skansen'den Kaknas Kulesi

Bu bölgelerin dışında, Stockholm Üniversitesi civarında bulunan Swedish Museum of Natural History & Cosmonova (İsveç Doğal Tarih Müzesi ve Cosmonova) ise, adeta farklı bir dünya. Doğa ve insan tarihi üzerine bugüne kadar gördüğüm en kapsamlı müze burası. Yüzlerce metre kare alan üzerine kurulu tarihi bir bina içerisinde dokuz ayrı sergide yüzlerce fosil, pek çok balmumu heykel, model… Yeryüzündeki elementlerden hayvanlara, güneş sisteminden buzullara dair her şeyi burada görebilmek mümkün. Ayrıca, Cosmonova’da, 760 metre kare çepeçevre ekranda üç ya da iki boyutlu filmler de izlenebiliyor, fakat ben “3D Flying Monsters” adlı gösterimden memnun kalmadım. Bunu da belirtmeden geçmeyeyim. Hem ekranın tamamı kullanılmıyordu hem de içerik çok yavandı. Bu müzenin yanında yine bu civarda Bergius Botanic Garden (Botanik Bahçesi) bulunmakta. Brunnsviken Gölü etrafına kurulu bu bahçede  binlerce ağaç, çiçek ya da bitki çeşidini inceleme fırsatı buluyorsunuz. Doğa meraklılarının kaçırmaması gereken bir yer burası.

Bunlar, Stockholm’un merkezinde kalan, gezdiğimiz müzelerdi. Bunların dışında, Stockholm’un merkezinde ve dışında onlarca saray, kale, şato ve müze var. Bunların tam listesine Tripadvisor Stockholm sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Stockholm Tiyatrosu Doga Tarihi Müzesi Santa Clara Kilisesi

Ve Diğerleri

Stockholm’de müzelerden fazlası ve buraya gelip mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler var. Bunların başında Gröna Lund lunaparkı geliyor. İçerisinde her yaşa ve her gruba hitap eden aletler mevcut: 90 km hıza ulaşan hız treni (roller coaster), 2.5 saniye içerisinde 80 metre yükseğe fırlatan asansör, 121 metre yukarıda dönen koltuklar, korku tünelleri ve diğerleri. Ayrıca burada tüfekle ördek vurmaca gibi çeşitli oyunlar da oynanabiliyor. Biz, sayı tahmin oyunu oynadık ve bunun sonucunda yaklaşık 2 kilogramlık, yarım metre kutuya sahip bir Finlandiya çikolatası kazandık. Parka giriş 100 SEK, bir gün boyunca tüm aletleri sınırsız kullanım ise 310 SEK, fakat Stockholm Card’ınız varsa, giriş ücretini ödemiyorsunuz.

Stockholm’u tepeden izlemek isteyenler için üç ayrı fırsat var. Bunlardan ilki Kaknästornet yani Kaknas Kulesi. Ankara’daki Atakule benzeri bir kule burası. Aslında TV ve radyo kulesi olarak kullanılıyor, fakat ziyaretçilere açık. 155 metre uzunluğundaki bu kulenin en üst katı aynı zamanda restoran. 30. katından ise Stockholm’u seyredebilirsiniz. Stockholm Card ile giriş ücretsiz, fakat rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Normal giriş ücreti ise 35 SEK. Gündüz ayrı, gece ayrı manzarası var.

Ericsson Globe, bir diğer adıyla SkyView, Stockholm’u tepeden izlemek isteyenler için bir başka fırsat. 130 metre yüksekliğe sahip bu kürenin tepesine yuvarlak bir kabin içinde çıkıyorsunuz. Yaklaşık 30 dakika süren bu küreye çıkış Stockholm Card ile ücretsiz, fakat çok sıra olduğu için ve bir defada alınacak kişi sayısı da sınırlı bulunduğundan, biz buraya gidemedik.

Son olarak, The City Hall ve kulesinden bahsetmeliyim. Burası, şehrin belediye binası. Binanın içini de bir müze olarak tasarlamışlar. Bizim esas ilgimizi çeken, binanın kule kısmı oldu. 106 metrelik kuleye daracık merdivenlerden çıkıyorsunuz. Kulenin içinde heykeller ve en üstünde ise devasa çanlar sizi bekliyor, ayrıca demir parmaklıklar da. Şehir manzarısını demir parmalıklar etrafından görebiliyorsunuz maalesef, ama yine de Stockholm’un tam ortasında bu yükseklikten şehri seyretmek paha biçilemez. Merdivenlerden iniş ve çıkış için 10 dakika, kulenin tepesinde manzarayı seyretmek içinse 15 dakika veriliyor. Bol bol fotoğraf çekmek için ideal. Özellikle Gamla Stan buradan hayli güzel görünüyor.

Stockholm’un suları üzerinde kanal turu yapmak ve şehri sudan görmek isteyenler için çeşitli turlar mevcut. Stockholm Card’a dahil olan iki adet ücretsiz tur bulunuyor, fakat bunlardan sadece birisi seçilebilir durumda. İlki, Stockholm’un tarihi yerlerinden dolaşıyor (Historical Canal Tour), diğeri ise daha geniş bir alanı dolaşarak, esas adaların bir kısmını ziyaret ediyor (Royal Canal Tour). Biz, ikincisini tercih ettik. Yaklaşık 55 dakika süren bu turda Stockholm’un saklı bahçeleri görüyor devasa gemilerin yanından geçiyoruz.

Stockholm belediye binası ve kulesi

Stockholm belediye binası ve kulesi

İsveç’ten başka ülkelere (daha doğrusu komşu ülkelere) geçmek isteyenler için Stockholm’da çok güzel fırsatlar sunuluyor. Viking Line gibi tur firmalarının gemileriyle Finlandiya, Norveç ve Estonya’ya geçebilirsiniz. 16 saate kadar süren yolculuklar genelde geceleri yapılıyor. Gemilerin içerisi otel gibi dizayn edildiği için, vakit boşa gitmiyor. Zamanı bol olanlar bu fırsatı da değerlendirebilir.

Gröna Lund Kaknas Kulesi Stockholm kanalları

Royal Canal Tour Stockholm kanal turu Viking Line gemisi

İsveç’ten Ne Alınır?

Potansiyel olarak her şey, ama İsveç’e ve Stockholm’a dair hediyelikler oldukça fazla. Özellikle el yapımı İsveç atları, eldivenler, bereler, geleneksel kıyafetler içinde İsveç köylülerinin oyuncakları, Viking ve Troll oyuncakları, anahtarlıklar, İsveç tepsileri, İsveç çikolataları, tişörtleri, bardakları ve daha pek çok şey… Stockholm’un İstiklal Caddesi olarak tanımlanan Drottninggatan üzerinde pek çok hediyelik eşya dükkanı mevcut. Fakat, bu hediyelik eşya fiyatlarının son derece yüksek olduğunu hatırlatmamda fayda var. Ufak bir anahtarlık bile 20-25 SEK’ten, yani 8-9 TL’den, orta boy bir İsveç tahta atı ise 70 SEK’ten, yani 22 TL’den başlıyor. Bundan bir ay önceki New York gezimde, benzer anahtarlıkları 1 $’dan aldığımı hatırlıyorum. Aradaki fark oldukça fazla. Stockholm’de Haribo türü şekerlemeler oldukça fazla tüketiliyor. Büyük marketlerde ya da sokak aralarında bu çeşit şekerlemelerin her çeşidini görmek mümkün. İnsanlar kiloyla, kovalara doldurarak bunlardan satın alıyorlar. İsveç çikolatalarından ise Kex, Marabou ve Daim’i tavsiye ederim. Kaliteli bir tablet çikolatanın fiyatı 10 ile 20 SEK arasında değişiyor. LIDL gibi zincir marketlerse ise daha ucuza çikolata ya da diğer gıda ürünlerini bulmak mümkün.

Hediyeliklerin yanı sıra giyim ve elektronik noktasında da İsveç oldukça pahalı. Özellikle elektronik ürünlerde (MediaMarkt’tan hareketle), fiyatların Türkiye fiyatlarının da üzerinde olduğunu söyleyebilirim. İsveç’in en büyük alışveriş merkezleri ise Ahlens, Gallerian ve PUBS. Bunun yanı sıra, şehrin pek çok noktasında Türkiye’den de alışık olduğumuz H&M mağazalarını bulmak mümkün. Diğerlerinin aksine H&M’lerde, özellikle indirimli ürünlere denk gelinirse, Türkiye’ye göre daha hesaplı bir alışveriş yapılabiliyor, fakat bu konuda İsveç genel olarak oldukça pahalı.

İsveç hediyelik eşya ve atları İsveç hediyelik eşyaları İsveç şekerlemeleri

Tavsiyeler

En önemli tavsiyem, İsveç’e gitmeden önce yanınızda iyi bir yağmurluk ve şemsiye götürmeniz ve bunları her zaman çantanızda taşımanız olacaktır. Hiç beklenmedik bir anda bardaktan boşalırcasına yağmura maruz kalabilirsiniz. Genel kural olarak da, en az bir ay öncesinden uçak biletini almanız ve otel rezervasyonunuzu yaptırmanızı öneririm. Şehrin merkezinde bir otelde kalmak yerine biraz dışarısındaki otelleri tercih edebilirsiniz. Toplu ulaşım sistemi çok gelişmiş olduğundan, en uzak otelden dahi en geç bir saat içerisinde şehir merkezine ulaşmış olacaksınız. Zira şehir merkezindeki oteller son derece pahalı. Benzer niteliklerde bir oteli şehir dışında üçte biri fiyatına bulabilirsiniz. Bir de, otel olarak kullanılan gemilerden bahsetmeliyim. Deniz kenarına demirlemiş pek çok gemi görebilirsiniz burada. Bunların çoğu otel olarak hizmet vermekte. Bazılarının fiyatları da makul seviyelerde. Belki, değişik bir anı olması bakımından bu otelleri tercih edebilirsiniz.

Planlama açısından, Stockholm’e gelmeden önce, Tripadvisor gibi gezi siteleri ve Google Maps yardımıyla nereleri gezeceğinizi iyice belirleyip rotanızı çizmenizde fayda var. Hatta telefonunuz ya da navigasyon cihazınız destekliyorsa, gideceğiniz yerleri harita üzerinde işaretleyip daha sonra GPS yardımıyla şehre geldiğinizde yol tarifi alabilirsiniz. Açıkçası bu, bizim işimizi hayli kolaylaştırdı. Üstelik bu yöntem, caddenin ortasında kaybolup çarşaf gibi haritaları açmaktan daha iyi. Ayrıca en önemlisi, mutlaka bir Stockholm Card satın alın. Toplu ulaşımda, müzelerde ve pek çok mekana girişte oldukça avantaj sağlayacaktır. Stockholm Card’ın web sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Stockholm gemi otelleri Parlamento binasından Djurgarden mezarlıığı

İsveç’in elektrik şebekesi Türkiye ile aynı. Dolayısıyla yanınızda bir çevirici vs. götürmenize gerek yok, fakat seyahatiniz sırasında, her sabah cep telefonunuzun ve varsa fotoğraf makinenizin bataryasının tam dolu olduğundan emin olun. Türkiye ile İsveç arasındaki 1 saatlik zaman farkını da burada hatırlatmalıyım. Uçaktayken saatlerinizi bir saat geriye almanız yerinde olacaktır.

Son olarak, Stockholm’da, yazılı olmayan, fakat dikkat etmeniz gereken birkaç kurala değinmek istiyorum. Bunlardan ilki, yürüyen merdivenlerde, eğer ilerlemeyecekseniz, sağ tarafta durmanız; çünkü sol taraf ilerlemek isteyenlere ayrılmış durumda. Bir diğeri, bisiklet yollarından yürümemeniz, siz farkında bile olmadan bir bisikletli size çarpabilir ya da uyarıda bulunabilir. Trafik ışıklarına da son derece özen gösterin. Kırmızı ışıkta geçmeye çalıştığınız takdirde küçümseyici bakışlara maruz kalabilirsiniz. Ayrıca, toplu ulaşım araçlarında ve sokaklarda insanlarla göz temasından ve onlara bakmaktan kaçının. Bu, İsveç’te ve diğer Batı ülkelerinde hoş karşılanmayan bir durum.

104 yorum

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir