Kişisel Ağ Sayfası
www.isa-sari.com

Yaşayan Bir Halk Şairi: Ali Rıza Malkoç (Malkoç Ali)

25 Temmuz 2008 Cuma 2 yorum İsa Sarı

1965 yılında Samsun’da dünyaya “merhaba” diyen Ali Rıza Malkoç, doğduğu yerin köy ya da şehir değil, her ikisinin de özelliklerini barındıran bir belde olduğunu belirtir; fakat eğitim ve iş hayatı süresince hep şehir merkezlerinde yaşadığını söyler. Bu bakımdan onu, “şehirli bir halk şairi” olarak nitelendirmek yerinde olacaktır.Malkoç, ilk, orta ve lise öğrenimini doğduğu şehirde tamamlamış, sonrasında ise Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olmuştur. Bundan hareketle Malkoç’u -yukarıdaki tanımı biraz daha genişleterek- “mektepli ve şehirli bir halk şairi” olarak nitelendirmemiz daha doğru olur. Çeşitli gazetelerde,
dershanelerde ve kuruluşlarda görevlerde bulunmuş olan şair, teknolojiyi de yakından takip etmekte ve internetin olanaklarından mümkün olduğunca
faydalanmaktadır. Hatta âşıklık geleneğini internet ortamına taşıyarak, bu ortamdaki halk şiiri gruplarında âşık atışmalarına katıldığını söyler. Şiirleri birçok edebiyat dergisinde, gazetede ve internette yer alan bazı sitelerde yayımlanan Malkoç’un kaset ya da CD’si yoktur; fakat bestelenmiş şiirleri vardır. Ayrıca, kendi imkânlarıyla üç kitap yayımlayan şairin şiirleri, bir üniversite bitirme tezine ve pek çok araştırmaya konu olmuştur.

Ailesinde âşık bulunmamasına rağmen Trabzon-Sürmene doğumlu annesi, atma türkü konusunda deneyimlidir. Lise yıllarında şiire ilgi duymaya başlayan Ali Rıza Malkoç ise, halk şiirine kesin başlangıç tarihi olarak 17 Haziran 2005’i gösterir. Bir Cuma hutbesi dinlediği sırada kâğıt kalem çıkarıp ilk kıtasını
yazdığı şiiri şöyledir:

“Komşudur,
komşunun külüne muhtaç
Ne tok zengin gördüm, ne fakiri aç
Kin tutucu olma, sen muhabbet saç
Dünya fani imiş, sen diyeceksin
Tahtadan bir ata, hem bileceksin.”

Daha sonraki günlerde bu şiirinin devamını getirip tamamladığını vurgulayan şair, halk şiirine yönelmeden önce konuyla ilgili pek çok araştırma yapmış ve bu konudaki kitaplar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bir aralar bağlama dersleri de alan Malkoç, iki ay gibi kısa bir sürede bağlama ile ilgili ön bilgileri öğrenmiş ve notalar konusunda belli bir seviyeye ulaşmıştır; fakat sonrasında kursa devam edememiştir (Malkoç, uygun bir fırsatta kursa yeniden başlayacağını söylemektedir). Ayrıca, bağlama dışında, belli bir seviyede dilli kaval da çalabildiğini belirten şair, “Söz hususunda, ustam Sivaslı Âşık Ruhsâtî’den çok etkilendim. Almanya’da yaşayan Sivaslı Ozan Sentezî dostumun da hece şiiri tekniği konusundaki destekleri çok olmuştur.” demektedir. Bunun dışında, kendisinden önceki âşıklardan Âşık Seyrânî, Dâimî, Şair Kuddûsî, Sümmânî, Sefil Selimî gibi şairlerden de etkilendiğini belirtir.

Şiirlerinin çok azında Malkoç Ali mahlasını kullanan şair, mahlas ile değil de şiirlerindeki vurgu ile hatırlanmak ister. Şiirlerini, yazdıktan sonra birkaç kez okur; imlâ, hece ve vurgu hataları bakımından kontrol eder. Sonrasında birkaç dostuna okutur ve bazen ufak tefek kelime değişiklikleri yapar. Şiirlerini, antoloji.com adresli şiir sitesine ekler ve bu site aracılığıyla milyonlarca kişiye ulaştırır. Ayrıca Malkoç, şiirleri ile ilgili olarak şu hususta bir açıklama yapmayı uygun görür: “Önemli olan, halk tarafından, dolaylı vurguların anlaşılmasıdır. Buna çok özen gösteririm. Bizim dilimizi konuşanlarla internet ortamında her zaman buluşuyoruz. Şiirlerimi okuyanlar sürekli yorum da gönderirler. Ayrıca âşık kahvelerinde de buluşuruz. Bu ortamlar okul gibidir. Her yöreden türkü okunur, şiir okunur, sohbet edilir. Eski ustalardan söz edilir.”

Herhangi bir âşık koluna mensup olmayan Malkoç, âşık makamları konusunda şunları söyler: “Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Âşık Ruhsâîi, Seyrânî aşk
makamında ise, biz kendimize ‘âşık’ dersek büyük bir iddia olur. Yolun başlangıcındayız. 'Eşiği geçtik mi acaba?' diye de endişeliyim.”

İnsan hayatının doğum, evlilik, ölüm... gibi çok önemli “düğüm” noktaları vardır. Bu durum, âşıklık hayatında da böyledir. Âşıkların hayatlarında da onlar
için son derece önemli, benliklerinde iz bırakan ve belki de sonrasında şiirlerinin muhtevalarını etkileyebilecek derecede önemli düğümler vardır. Şair, âşıklık hususunda, hayatındaki bu düğümleri, yani dönüm noktalarını tespit etmenin zor olduğunu belirtir ve aslında her günün bir dönüm noktası olduğunu düşünür: “İnsan, dünyada kendini gurbette hissettiği anda büyülü kelimeler dünyasına dalıyor işte.”

Malkoç, Alevî geleneğinde önemli bir yeri olan cemlere hiç katılmadığını; fakat ilgi duyduğunu ve katılmayı arzu ettiğini söyler. Ayrıca, “En çok özlemle
merak ettiğim şehirler Sivas, Tokat, Kayseri ve Erzincan’dır. Ömür vefa ederse bu şehirleri gezip âşıklık ve Cem konularında bilgi, duygu ve kültür
alışverişinde bulunmayı arzu ediyorum.” der.

Yaklaşık beş yıldır âşık kahvelerinde bulunan ve oralarda her kültürden, her yöreden insan ve şiirle karşılaşıp o yöreleri mânen gezdiğini açıklayan şair,
çocuklarının, çocukluklarını yaşadığını ve dersleriyle meşgul olduğunu ifâde eder; zamanla onların da halk şiirine ilgi duyacaklarına inanır: “Her şey
gözlemle başlar. Gözlemler özlemleri doğurur ve duygular hecelere akar.”

Şair, okuruyla yaşar ve anlaşılır; sözleriyle duygu ve düşüncelerini, mesajlarını aktarır. Ali Rıza Malkoç’a göre “Bu güzel mesajların gelecek nesillere de
kalabilmesi için antoloji, kitap, şiir, beste gibi çalışmalara daha çok ağırlık verilmesi gerekir.”
Ayrıca, şairlik konusunda şunları belirtir ve halk şairi kavramına açıklık getirir: “Halk Şairi, zorlukların adamıdır. Zorluklardan dem vurmaz. Varsa taşlar, çözüm önerileri sunar. Kalbinin derinliklerini usulüne uygun olarak tüm dünyaya taşır.”

Kültür ve edebiyat tarihimiz içerisinde oldukça büyük bir paya sahip olan âşıklık geleneğinin neredeyse unutulmaya başlandığı ve insanların âşıklara gerekli
ilgiyi göstermediği günümüzde, konuyla ilgili olarak Devlet tarafından, özel olarak birtakım girişimlerde bulunulması şart hâle gelmiştir. Malkoç’un bu
konuda Devlet’ten beklentisi ise şöyledir: “Kültür Bakanlığı bünyesinde Halk Kültürü Genel Müdürlüğü var mı bilemiyorum. Varsa daha aktif çalışmalı,
şair ve ozanların eserlerinin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için kitap ve CD çalışmalarına maddî katkı sağlamalıdır.”

Âşık edebiyatı ve âşıklık geleneği konusunda oldukça dertli olan şair, geleneğin bugünkü durumu hakkında şunları söyleme ihtiyacı hisseder: “Bir günlük
gazete düşünün. Tam beş sayfa spor haberi var; ama aynı gazetede sadece bir sayfa kültür-sanat bölümü var. Çoğu sütun da tam olarak kültürü yansıtmıyor. Arz-talep dengesi mi, talep-arz dengesi mi bilemiyorum. Medya organlarında daha çok yer verilmesi lazım halk kültürüne. Halk edebiyatının geçmişi zaten güzel, geleceğine de ümitle bakıyorum.”
Anadolu’daki âşıkları metheden ve onların “hâlimize tercüman”, “hak sözü ile derman” ve “gönülden taşan harman” olduklarını aktaran bir şiiri şöyledir:

Anadolu Âşıkları

Sesimiz ulaşmayınca
Söz engeli aşmayınca
Benlikle savaşmayınca

Halimize tercümandır
Anadolu Âşıkları

Dilinde kelâmı güzel
Yolunda selâmı güzel
Asırlarca nâmı güzel

Hak sözü ile dermandır
Anadolu Âşıkları

Duruşu diktir ezeli
Kalbiyle tartar güzeli
Her anı gülle bezeli

Gönülden taşan harmandır
Anadolu Âşıkları

Bazen taş örer kaleye
Sözü bayraktır kuleye
İnsaf doldurur seleye

Haddi aşana fermandır
Anadolu Âşıkları

Sözü süzülür hâlinden
Hakkı düşürmez dilinden
“Zor” çeviremez yolundan

Kalpten beyine virmandır
Anadolu Âşıkları

Tek dayanağı Hüda’dır
O’nun yolunda gedadır
Yorulmayan bir sedâdır

Malkoç Ali’ye kervandır
Anadolu Âşıkları

Günümüzde yaşayan âşıklardan Ozan Sentezî, Gıyâbî, Ozan Mehmet, Ömer E. Micingirt’in halk şiiri vurgusunu ilgiyle takip ettiğini belirten şair, şiirlerinin muhtevasıyla ilgili olarak şunları aktarır: “Şiirlerim, günlük hayattan gözlem, tesbit, özlem ve yaşanan olaylardan etkilenerek, bir cümle, ayak ve ana vurguyla başlar. Hemen not alırım bir hafta boyunca şiirin devamı gelir; ama zaman zaman internet ortamında karşılıklı atışma da yaptığımız oluyor.”

Malkoç, şiirlerinin çoğunu didaktik ve tavsiye edici bir üslupla kaleme almıştır. Manzum söyleyişin etkileyicini çok iyi bir biçimde kullanan “Vaziyetten Vasiyete” başlıklı şiirinde, ‘oğul’u özne yaparak insanlara çeşitli tavsiyelerde bulunur ve insanın özünde var olan iyilik duygularını, yine insanlara aşılamaya çalışır:

Vaziyetten Vasiyete

Tanıyasın Yaradan’ı her daim
Üzerine farzdır, “boşlama” oğul!
Halk içinde hizmetkâr ol canlara
Tek kişilik hayat “düşleme” oğul!

Kanmayasın, şu dünyanın süsüne
Cazip görüntüsü, gümbürtüsüne
Mevlâm güç versin de haktan sesine
Dik duruşu asla “esleme” oğul!

Dilin sivri olsa, sakın batmasın
Gönlün hüzün dolsa, sakın yatmasın
Haramı helale asla katmasın
Vücutta habis ur “besleme” oğul!

Arı oğul verir, kendi cinsinden
İnsan tüter, haberi yok isinden
Sen örnek ol, iz sürülsün peşinden
Sağlam dala koruk “aşlama” oğul!

Kimi pulda yüzer, kimisi çulsuz
Azgın yoldan çıkmış, garibim yolsuz
Erenler deryayı geçiyor salsız
Hakiri, sakın ha, “fişleme” oğul!

Cemiyet insanı, hizmette önde
Toptan tamirat var, boş durma sen de
Yiğit belli olur, en kara günde
Sür atını coşsun, “çüşleme” oğul!

Uyurken bir gözün açıkta olsun
Dikkatin, akıldan kaçıkta olsun
Merhametin, sevgin, kucakta olsun
Şefkat sarayını, “paslama” oğul!

Aldatanlar, aldanmıştır bilesin
Kurtuluş bekleyen, hayır dilesin
Yüce hakikate, sen silsilesin
Kirli duvarlara, “toslama” oğul!

Bu topraklar, takas edildi canla
Yüzbinler yürüdü, Ukba’ya şanla
İnsanlık nişanlı, nefsi aşanla
Fikrini yabana “yaslama” oğul!

Vefa denen duygu, olmalı diri
Unutmayan kalpler, saklamaz kiri
Ruh yoksa birlikte, besbelli sürü
Faydasız binayı “süsleme” oğul!

İnsaf elden uçtu, dipsiz kuyuda
Olsun rağbet, yıkıp-döken ayıda
Güller açmış bize, karşı kıyıda
Kömürü elmasla “eşleme” oğul!

Her sâlâ duydukça, benim sanırım
Sesteki mânâyı, iyi tanırım
Kötü mirasımla, çok utanırım
Üç olan hatamı, “beşleme” oğul!

Bunun haricinde Malkoç’un şiirlerinin bazı mısralarında toplumsal hayatın çarpıklıklarına dair eleştiriler de göze çarpar. Toplumun kalkınması, gelişmenin yakalanması gibi konularda ince ironilerle süslenmiş, aynı zamanda maneviyat konusuyla bütünlenmiş ifâdelere rastlamak mümkündür:

Bahçeler Güllensin Diye

Gülsüz diken midir bahtım?
Güneşime gölge niye?
Taşa tohum ekmek ahtım
Bahçeler güllensin diye

Kâinatın özüne bak
Hakk’ın yüce sözüne bak
Eğriden geç, düzüne bak
Bahçeler güllensin diye

Benliğimde buldum hata
Çizik attım boş hayata
Dolaşalım kıta kıta
Bahçeler güllensin diye

Hormonluysa emel, fikir
Kalkınmaya salâ okur
Aynı safta zengin fakir
Bahçeler güllensin diye

Çatlasa da sabır taşı
Tütmeli gönül ataşı
Çile ümidin gardaşı
Bahçeler güllensin diye

Taşlama, güzelleme, koşma, vasiyetname, atışma, koşma, ninni, mani, deyiş, atasözü, tekerleme, ilahi, türkü türlerinde ağırlıklı olarak 300 civarında halk şiirinin olduğunu vurgulayan şairin âşıklık geleneğine kazandırdığı kitap hâlindeki eserlerin isimleri ise şöyledir:
• Türküler Bizi Söyler (2 Cilt)
• Duygular Dillensin Diye
• Bahçeler Güllensin Diye

Şair, baskıya hazır bir şiir kitabının daha bulunduğunu ve uygun bir yayınevi bulunduğu takdirde bu kitabını da basacağını ifâde eder. Ayrıca, internet üzerinden, Ali Rıza Malkoç’un yayımladığı tüm şiirlere http://www.antoloji.com/ali_riza_malkoc adresinden erişebilmek, hatta bazılarını görüntüler eşliğinde dinleyebilmek de mümkündür. Şairin yüzlerce şiiri arasından seçilen şiirlerinden bazıları ise şöyledir:

Nitelikli Sevda

Şu garip dünyaya ayak basalı
Dikenli dikenli, “ikramlar” gördüm
Kimisi kanunsuz, kimi yasalı
Çaresi düğümlü, ne “gamlar” gördüm

Görüntü aldatır, “adam” sanılır
Bastığı asfaltta, toz kıskanılır
Kişi o ki, fikri ile anılır
İçerden çürümüş, ne “hamlar” gördüm

Işığı depolar, sunar bizlere
Âşk ile yol sürer, kör dehlizlere
Yüz sürülür işte, böyle izlere
Eriyip ışıtan, ne “mumlar” gördüm

Özlenmez mi, kimsesizler kimsesi?
Bir kulak ver, belki duyulur sesi
Kirlendi bak, insanlığın nefesi
Altından kancada, ne “yemler” gördüm

Bol keseden dağıt, vaat ve kâğıt
Çıkmamış canlara, olur mu ağıt?
Yıllar var fikir tok (!), aşımız öğüt
Tedavülde geçmez, ne “zamlar” gördüm

Bir alana, bir bedava dediler
İşe yaramadı, yedi kediler
Geçide kapalı, dedikodular
Derecede eksi, ne “namlar” gördüm

Bir ile çoşanlar, Bir’e koşanlar!
Birlikte engeli, bir bir aşanlar!
Havuzda eriyip, göğe taşanlar!
Dumansız ateşsiz, ne “cemler” gördüm

Nitelikli sevda, tanır mı sınır?
Sevgiye çıkmayan yollar aşınır
Güneş batsa, buz gönülde ısınır
Susuz topraklarda, ne “çimler” gördüm

Hece ve Mânâ

Söz vardır, kâğıt kirletir
Söz vardır, kışta terletir
Söz vardır, göğü gürletir
“Kot” farkı var arasında!

Göz vardır, önünü görmez
Göz vardır, görür de ermez
Göz vardır, ipe un sermez
“Kat” farkı var arasında!

Öz vardır, maya helâlden
Öz vardır, anlayan halden
Öz vardır, dem vurur elden
“Öd” farkı var arasında!

Yüz vardır, yüz sürülesi
Yüz vardır, gül örülesi
Yüz vardır, asrın hilesi
“Had” farkı var arasında!

İz vardır, varır sonsuza
İz vardır, çıkar yönsüze
İz vardır, yöndür densize
“Tat” farkı var arasında!

Toz vardır, çınar mayalar
Toz vardır, taşır kayalar
Toz vardır, çiğner yayalar
“Hat” farkı var arasında!
“Mat” farkı var arasında!

Güzel Görünen Değil, Güzel Görendir Güzel

Mevsimlerde, türlü türlü mânâ var
Topal döner dünya, “kışı” olmasa
Bahar gelir, tüm ataleti savar
Garip öterdi dal, “kuşu” olmasa

Gezerim gezerim, çağlar gezerim
Ovadan ovaya, dağlar gezerim
Ümidi özleme, bağlar gezerim
Yorgun kalkar hayal, “düşü” olmasa

Balığın gözyaşı, suda gizlidir
Duygu bazen haldir, bazen sözlüdür
Damla damla gelir, içten sazlıdır
Neyi görür ki göz, “yaşı” olmasa?

Uyumla raks eder, zamanla mekân
Gönülden gönüle, su gibi akan
Kerem’i Mecnûn’u nedir ki yakan?
Ağlar mıydı güzel, “kaşı” olmasa?

Yokuşta gözyaşı, inişte ter var
Bazen şerde hayır, hayırda şer var
Şükür ki derdime ortak beşer var
Zindan olur hayat, “hoşu” olmasa

Bize mesken dünya bile vadeli
Hüzünlüyüz, “en sevgili” gideli
Yatanlar akıllı, bakanlar deli
Ders vermezdi mezar, “taşı” olmasa

Zaman Aşımı

Açık büfe dünya; tat, kokla, ısır
Mide ise özne, yürekler kısır
Boşa adımlarsan, koca bir asır
Bakınca “geriye” ne kalır gönül?

Kimi kefen diker, kimi gelinlik
Kısacık ömürde, ne var ki kinlik?
Uçar can bedenden, buluşma anlık
Mirasın “diriye” ne kalır gönül?

Umut ekmeğimiz, sabrımız çile
Hasenatım kalbur, dolmuyor file
Nurdan yollar, dikenlidir gâfile
Hayalden “beriye” ne kalır gönül?

Zaman aşımına uğrarsa hüzün
Yalancı baharla, güler mi yüzün?
Mum yakmışsın, ayan beyan gündüzün
Hedefsiz “sürüye”, ne kalır gönül?

Ummanlara , yelken açan gözler var!
Paslı kilitleri, açan sözler var!
Asırlara, menfez açan izler var!
Peteksiz “arıya” ne kalır gönül?

Ölüm gerçeği bu, tahta basamak
Fâniliği bile bile yaşamak
Elinde mi, şu zamanı boşamak?
Anlamsız “soruya”, ne kalır gönül?

Çanakkale Şehitleri Anısına

Odaktan vurgunum anayurduma
Önyargıyla baktı isen, kim takar?
Sevgi çağlayanı, güçtür ardıma
Asırlar boyunca, akar da akar…

Her bakışım, sevda içinde sevda
Kömür bitmez, demirimiz hep tavda
Kimi siper tutmuş, kimisi avda
Bizim ateş bizi, yakar da yakar…

Havalar bulanık, yollar tıkanık
İncir çekirdeği, çınara tanık (!)
Çatırdadı küre, atmosfer sanık
Nalıncı keseri, bakar da bakar…

Selâm olsun, dağına ovasına
Dua bizden, garipler yuvasına
Türkü türkü, vuruldum havasına
İçi mahzun, dışı vakar da vakar…

Üç pireye, yorgan yakan utansın!
Hak tekere, çomak sokan utansın!
Dört mevsimde, rüzgâr eken utansın!
Gün gelir Gülistan, kokar da kokar…

Hey gidi geçmişim, serdengeçmişim
Karış karış, ecel şerbet içmişim
Emanetin, bayrağımı açmışım
Karanlıktan şafak, söker de söker…

Anlamak

Ekmek hamurundan, pişirsen pasta
Biri yer, diğeri “hile”yi anlar
Basiret yorgunsa, sanmayın hasta
Dost görüntüsünde, “sille”yi anlar

Yüzde yüz katıksız, yazmak isterdim
Sevdaya ulaşmaktır asıl derdim
Bazen güller serdim, bazen de yerdim
Bütünü kavrayan, “çile”yi anlar

Taşla harç karmadan, duvar olur mu?
Çobandan akıllı, davar olur mu?
Vazifesiz bir zerre var olur mu?
Kâinat nizamı, “alâ”yı anlar

Karlı dağdan, kâr bağışlayan neci?
Deniz ortasında itfaiyeci (!)
Gören gözü aldatmak mı?.. ne feci
Ölmeden okunan, “salâ”yı anlar

Pazar kurulmuş da, satılan nedir?
Altımızda oynak, kaygan bir sedir
Bahçıvan güle dost, Hakk’a köledir
Başa geçirilen “file”yi anlar

Anlamaya mahkumuz biz anlamak!
Hissedip de, yol boyunca çınlamak
Çirkef ruha, bulaşmadan yanlamak
O’na daim dostlar, “belâ”yı anlar

Türkü Dostlarım

Semah’a kaldırdı, suskun gönlümü
Cemil Baba; dede olma yolunda
Vurgular, öğütler ,bir kandil mumu
Hakikat dilinde, Türkü Dostlarım

Baklavacı Cemal, tuz katsa yenir
Her kelâmı haktır, başka ne denir?
İlham borcudur bu, sözle ödenir
Peteğin balında, Türkü Dostlarım

Mızrabı kuvvetli, Gakkoş Ramazan
Her mevsim bahardır, kovuldu hazan
Doya doya tattı, sözleri yazan
Sanki bam telinde, Türkü Dostlarım

Süleyman abimiz, türkü delisi
Ne sarayı vardır, ne de yalısı
Nağme deposudur, almış sülüsü
Seherin yelinde, Türkü Dostlarım

Necati bey, yoğurduğu acıdır
Dergâhta çiğ köfte, başlar tâcıdır
”Hem dinlemez - hem söylemez”; necidir?
Yüz makam halında, Türkü Dostlarım

Hüseyin abimiz, sâkiler başı
Demleyip çayları, yakar ataşı
Hele kızdırmayın, kondurur taşı
Dikenin gülünde, Türkü Dostlarım

Sığsa da gönlüme, kağıt yetmiyor
Dostlar çoktur, yaza yaza bitmiyor
Su akmazsa, taş unu öğütmüyor
Gür duygu selinde, Türkü Dostlarım

Kibrit Suyu

Cüsseler vardır işte, sanatından da meşhur
Altın derinde tutsak, teneke doğuştan hür
Muhabbet âşka zekât, sevgi îmana öşür

Çöplükte eşinenin, aynıdır çıkmaz huyu
Köküne yan bakanın, köküne kibrit suyu!

Göğsünden görgüsüzün, yüzü pakmış bana ne?
Hür yaşarım ezelden, zincir kırdım kime ne?
Özneyim ben cümlede, ey virgülüm! Sana ne?

Güzel ninni yazmışlar, uyu gardaşım uyu (!)
Hak binayı yıkanın, köküne kibrit suyu!

Tarihten formülize, mayamız hamurumuz
Birleşik duvar örer, bulaşmaz çamurumuz
Aynı denizde katre, gerekmez simge rumuz

Asfalta kanmayalım, köşe başında kuyu
Şirazeden çıkanın, köküne kibrit suyu!

Yüreğim solda atar, bileğim güçlü sağda
Her yöne koşarız biz, şehirde köyde bağda
Kimi sessiz sedasız, kimi boğulur yağda

Sevdamız şaha kalktı, büyü bozuldu büyü
Irmağa ters akanın, köküne kibrit suyu!

Akıl hocası olmuş, geçmişten sabıkalı
Konuşan toplum ister, sese kulak tıkalı
Gülmez oldu yüzümüz, her dem ağıt yakalı

Rotasız gemideyiz, görülmez oldu kıyı
Buna dudak bükenin, köküne kibrit suyu!

İtibar etmem artık, fili yutmuş yılana
Nakarat ha nakarat, zihnimiz tok yalana
Göçenlere hak rahmet, vurgumuz sağ kalana

Ölçüp - biçip - tartalım, Rabbim vermiş beş duyu
Fitne fesat sokanın, köküne kibrit suyu!

Güncel Sayfalar

Yeni sayfa açtık, mânâsı derin
Telaşlandı, bizi bizden ayıran
Anadolum!.., budur senin eserin
Kıta kıta, duyguları doyuran

Fay hattı kırılmış, ar ve namusun
Ya gerçeğe yâr ol, yahut da susun
Ebu Leheb’lerin dili kurusun
Biz O’na âşığız, kâinat hayrân

Anla artık, itibar yok sesine
Eksoz taktır, kararan nefesine
Çağlayan ruh, sığmıyor kafesine
Yerkürede hâdim, semâda seyrân

Merhamet yaralı, fikir kurakta
Ucu açık, sevgimiz her durakta
Hal çaresi, sanmayın ki ırakta
Vicdandır, beyine rota duyuran

Çatırdıyor bir bir çürük direkler
İnsanoğlu, çileye çile ekler
Asra paratoner çözümler bekler
Yok mudur, mâsumu tutup kayıran?

Kaymak süte benzemeye başladı
Ümit burcu, kaktüse gül aşladı
Derebeylik, enkazına tosladı
Yoğurt kıvam aldı, hakkınız ayran

Bu Şiirde Özne Sensin

Adı konulmayan, sırlı sevda bu
Gözümü kapayıp, gördüğüm sensin
İçten yangınlara, kâr eylemez su
Görünmez yarama, sürdüğüm sensin

İlmek ilmek nakış, ördüğüm sensin
Gülistanda bağda, derdiğim sensin

Hesaplar yapılır, sonuç tutmuyor
Onay verir gönül, akıl gütmüyor
Sıfırla çarpmaya, rakam yetmiyor
Formülle toplayıp, kurduğum sensin

Kalp koridoruna, serdiğim sensin
Dört mevsim dört elle, sardığım sensin

Mana aleminden, ilham gelince
Beyindeki çıra, alev alınca
Hece hece ummanlara dalınca
Koyunca noktayı, erdiğim sensin

Rüyalar sonunda, gördüğüm sensin
Bitmez yolculukta, vardığım sensin

Akıl indi göze, görüp inanır
Madde ötesini, görmez aldanır
Özlem arar bulur, dostunu tanır
Ateşe su diye, verdiğim sensin

Kararınca zaman, durduğum sensin
Maharetsiz elde, kördüğüm sensin

, , , , , , ,

    Bu içeriğe ait yorumlar (toplam 2 yorum)

  • Erdoğan BEKTAŞ 20 Şubat 2009 / 15:23

    Gün olur gönül e sevda bulaşır
    Çileyi dermektir türkülerimiz.
    Gözyaşları Ummanlara ulaşır
    Bir coşkun ırmaktır türkülerimiz.

    Başında dönerse kavak yelleri
    Güz ayında bahar kokar gülleri
    Bazen mızrak olur zülfün telleri
    Derinden vurmaktır türkülerimiz.

    Yürek yanar bir acayip iş olur
    Uykularda kâbus olur düş olur
    Sadık olan sevdiğine eş olur
    Ahdinde durmaktır türkülerimiz.

    Kimi mutlu kimi dertle süslüdür
    Kimi murat almış kimi yaslıdır
    Kimi aşklar kerem ile aslıdır
    Yangına girmektir türkülerimiz.

    Âşık isen merhem yoktur ağrına
    Ölene dek sancı çöker bağrına
    Ömür biter bir şirinin uğruna
    Dağları yarmaktır türkülerimiz

    Yüreğine bir kıvılcım koyarak
    Acısını derinlerde duyarak
    Canan deyip canı hiçe sayarak
    Nefsini yermektir türkülerimiz.

    Heyhat nice güller solmuş yürekte
    Hazan dermiş hüzün dolmuş yürekte
    Baykuş konmaz viran olmuş yürekte
    Bir yuva kurmaktır türkülerimiz.

    Gönül harabede köşk olmaz imiş
    Kavuşmanın adı aşk olmaz imiş
    Aşk olanda bir dem meşk olmaz imiş
    Hasreti sarmaktır türkülerimiz.

    Vefasızda cevri cefa çok olur
    Acı sözler mızrak olur ok olur
    Aşk ehlinin kini kibri yok olur
    Gururun kırmaktır türkülerimiz.

    Yardan ayrılanın boynu bükülür
    Umut fidanları bir bir sökülür
    Dile gelir name name dökülür
    Telleri germektir türkülerimiz.

    Feryat etme canı yâre sunmadan
    Aşk olur mu gözyaşıyla yunmadan
    Ölene dek daldan dala konmadan
    Bir ömür vermektir türkülerimiz

    Allı turnam katar katar dizilir
    Nazlı yârin diyarından süzülür
    Ötüşünden selam sabah sezilir
    Can ile görmektir türkülerimiz.

    Aşığa bu âlem dardır aşikâr
    Vefasızın gülü zardır aşikâr
    Bazen sual etmek ardır aşikâr
    Hal hatır sormaktır türkülerimiz.

    Bülbül hep sevmiştir gülü solsa da
    İsyan etmez gönlü hüzün dolsa da
    Mecnunun arzusu Leyla olsa da
    Mevla’ya ermektir türkülerimiz.

    Oğuz boyum dede korkut elinin
    Hoca Ahmet yeevsinin dilinin
    Yunus emre Hacı bektaş velinin
    İzini sürmektir türkülerimiz

    Hazan iyem popu neyler Türkümüz
    Türkü dinler türkü söyler Türkümüz
    Türkün öz yâridir beyler türkümüz
    Türklüğe varmaktır türkülerimiz

    Yozğatlı hazani

  • Enes Doğru 26 Temmuz 2008 / 11:50

    Çok güzel bir edebi çalışma olmuş. Tebrik ederim.

Bir yorum bırakın

Gerçek adınızı ve soyadınızı giriniz. E-posta adresiniz gizli kalacaktır. Eğer varsa, ağ sayfanızın adresini yazınız.