Kişisel Ağ Sayfası
www.isa-sari.com

Tokyo İzlenimlerim ve Gezi Rehberi

3 Aralık 2014 Çarşamba 162 yorum İsa Sarı

Bugüne dek onlarca gezi yazısı kaleme aldım; bazısı sayfalar dolusu, bazısı birkaç paragraftan ibaret... Fakat iş Japonya ve Tokyo hakkında bir şeyler söylemeye gelince, söze nereden başlayacağımı, nasıl bir giriş yapacağımı dahi bilemedim doğrusu. Bu ilk paragrafı yazmak bile onlarca dakikamı aldı, çünkü Japonya farklı bir ülke değil, adeta farklı bir gezegen. Farklılıkları bu denli fazla olunca, bu ufak ülke ve ufak adamları hakkında söylenecek o kadar şey var ortaya çıkıyor ki... Tek diyebileceğim, bugüne dek hep Batıya odaklanmış, medeniyeti ve teknolojiyi orada aramış insanlar olarak Uzak Doğuyu hep görmezden gelmiş olduğumuzdur; fakat Tokyo'da bir hafta geçirince; medeniyetin, teknolojinin, "insanlığın" ve dahasının Batıda değil, aksine Uzak Doğu'da aramanması gerektiğini anladım. Bu yazımda, Japonya'ya, Tokyo'ya ve Japon insanlarına dair izlenimlerimi, oralarda yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım.

Genel Bilgiler

Japonya'nın nüfusu 130 milyon, yüzölçümü ise 377,944 kilometrekare. Örnekleyerek söylemem gerekirse, nüfusu Türkiye'nin neredeyse iki katı, yüzölçümü ise bununla ters orantılı olarak yaklaşık yarısı. Dolayısıyla kilometrekare başına düşen insan sayısı Türkiye'dekinden hayli fazla. Özellikle 35 milyona yakın nüfusuyla başkent Tokyo'da, bilhassa belli noktalarda belli saatlerde insanlar "karınca sürüsü" izlenimi uyandırıyor. Yeşil ışık yandığı anda karşıdan karşıya geçen insanları ya da metro vagonlarına binen insanları ittiren "ittirme görevlileri"ni bir kez olsun görmüşsünüzdür televizyonda ya da video paylaşım sitelerinde. Evet, durum gerçekten de öyle. Özellikle İngilizde "rush hour" yani işe gidiş ve işten çıkış saatlerinde, merkezi noktalarda bunlara bizzat şahit oldum. Buna rağmen ne bir bağrış çağrıştan ne de bir kavga gürültüden eser var. Parlamenter monarşi ile yönetilen Japonya'nın bir de imparatoru bulunuyor. Bu sembolik İmparator, Tokyo'nun merkezinde bir parkın içerisinde, kulübe sayılacak birkaç ufak binadan oluşan İmparatorluk Sarayında ikamet ediyor. İrili ufaklı yüzlerce adadan oluşan ülkenin kuzeyinde ise Ainu olarak tabir edilen, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan bir halk yaşıyor. Türkiye ile Japonya arası mesafe kuş uçuşu yaklaşık 9 bin kilometre. Aradaki zaman farkı ise 7 saat, yani Japonya saati Türkiye saatinden 7 saat ileride. "Burada gündüzken orada gece" tabiri Japonya için örtüşüyor genelde. Ülkenin para birimi Japon Yeni. Bol sıfırlı bu para biriminin 100'ü, yani 100 Yen yaklaşık 2 Türk Lirasına denk geliyor.

Meiji Jingu tapinağı ve dilek tabletleri

Meiji Jingu tapinağı ve dilek tabletleri

Japonya'ya Ulaşım

Türkiye'den ulaşılabilecek en uç noktalardan biri Japonya. Genel tabirle, Türkiye'ye göre "dünyanın diğer ucu" sayılabilir. Japonya'ya ve Tokyo'ya pek çok havayolu şirketinin çeşitli noktalardan aktarmalarla uçuşları var, fakat aktarmasız "non-stop" olarak sadece Türk Hava Yolları bu bölgeye uçuyor. Birkaç ay öncesinden alınırsa, en uygun bilet fiyatını da yine THY veriyor. Biz de THY'yi tercih ettik ve önce Ankara'dan İstanbul'a, ardından duraklamaksızın Tokyo'ya uçuşumuzu gerçekleştirdik. Ankara'dan İstanbul'a bir saat, İstanbul'dan Tokyo'ya ise 10 buçuk saatte ulaştık. Dönüşte bu süreye bir saat daha ekleniyor ve Tokyo-İstanbul arası 11 buçuk saate çıkıyor, çünkü giderken dünya -basit tabirle- size doğru geliyor, dönüşte ise tam tersi. Bu da aradaki 1 saatlik farkın nedeni. Evet, süre hayli uzun. Açıkçası bu süre ilk başta benim de gözümü korkuttu, ama bir şekilde saatlerce uçuş sonra eriyor ve otele (ya da evinize) adım attığınız an rahatlıyorsunuz. Eğer benim gibi ulaşım araçlarında uyuyamama alışkanlığınız varsa, "jetlag"dan hayli etkileniyorsunuz ve uçuş sonrasında uykusuzluk sorunu yaşıyorsunuz. Bu bakımdan ben de Tokyo'ya varışımızdan iki gün sonrasına kadar kendimi toparlayamadım. Aynısı Tokyo sonrası için de geçerli. Yine de, uçakta bir şekilde uyuyup uykunuzu alabilirseniz, bu olumsuz durumun önüne bir nebze geçebilirsiniz. Aksi halde ya camdan dışarı bakarak ya bir şeyler okuyarak ya da koltuğunuzdaki eğlence sistemi üzerinden film izleyerek, oyun oynarak bu uzun süreyi değerlendirebilirsiniz. Yeri gelmişken uçuş sırasındaki yemeklerden de bahsedeyim. Biri kalkıştan sonra, biri de inişten önce olmak üzere iki kez yemek servisi yapılıyor ve açıkçası öğünler oldukça doyurucu. Tatlıdan salataya, ana yemekten içeceğe kadar pek çok şey servis ediliyor. Üstelik istediğiniz zaman sandviç, kek gibi aperatifler de alabiliyorsunuz. Japonya'dan dönüşte ise geleneksel Japon yemeklerinden bir seçme sunuluyor. Bu bakımdan bir sıkıntı yaşamayacağınıza emin olabilirsiniz.

İstanbul-Tokyo rotası

İstanbul-Tokyo rotası

Tokyo Narita Havaalanı Uçaktan Tokyo semalarıTHY Japon Yemeği

Japonya ve Türkiye arasındaki anlaşma gereği ülkeye vizesiz girebiliyorsunuz ve 90 günlük oturma iznine sahip oluyorsunuz. Tek yapmanız gereken uçakta size dağıtılacak olan basit bir formu doldurmak ve bunu pasaport kontrolü sırasında ilgili görevliye teslim etmek. Bu form üzerinde temel kimlik bilgilerinizin yanı sıra ülkeye geliş amacınız, nerede konaklayacağınız, kaç gün kalacağınız, yanınızda gümrüğe tabi bir şey getirip getirmediğiniz gibi şeyler soruluyor. Bu noktada, birkaç hususu aktarmakta fayda görüyorum. Japon gümrük kanunları gereği ülkeye 2 karton üzeri sigara, 200 bin Japon Yeni ve üzerinde nakit para, 500 gram üzeri tütün gibi birkaç unsuru sokmak istediğinizde bunları gümrüğe bildirmeniz gerekli. Detaylı bilgiler form üzerinde yazıyor.  Bu formu havaalanındaki görevliye teslim ettikten sonra, bagajlarınızı teslim alacağınız noktada bir form daha doldurmanız isteniyor. Bu formu da en son çıkış noktasında görevlilere teslim etmeniz gerekli. Bu noktada görevliler kontrol amacıyla valizlerinizi açmanızı isteyebilir. Açıkçası biz böyle bir durumla karşılaşmadık, ama hemen önümüzdeki çiftin bagajları detaylı bir kontrolden geçti. Unutmadan söyleyeyim, pasaport kontrolü sırasında parmak iziniz ve fotoğrafınız alınıyor. Ayrıca, uçakta doldurduğunuz formun bir kısmı sizde kalıyor ve bunu kaybetmemeniz, dönüşte tekrar beyan etmeniz isteniyor.

Tokyo caddeleri

Tokyo caddeleri

Tokyo'da iki büyük havaalanı var, bunlardan biri Narita diğeri ise Haneda. Uluslararası uçuşlar genellikle Narita'ya yapılıyor. Haneda ise daha çok iç hat seferleri için kullanılıyor. 2 ayrı terminalden oluşan Narita Havaalanında ise THY uçuşları 1. terminale yapılıyor. Açıkçası bugüne kadar gördüğüm en temiz ve en düzenli havaalanı Narita. Gelişte bunu fark edemeyebilirsiniz, fakat dönüşte Narita'nın ne kadar iyi bir havaalanı olduğunu siz de göreceksiniz. Narita Havaalanı Tokyo'nun hayli uzağında. Aradaki mesafe yaklaşık 70 kilometre. Otobüs, metro, tren, Keisei Skyliner adlı hızlı tren ve taksi gibi çeşitli alternatiflerle şehre ulaşabiliyorsunuz. Biz en iyi alternatif olan Narita Express adlı treni tercih ettik. Bu tren ile yaklaşık bir saatte şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Havaalanından çıkmadan hemen önce tren istasyonunun olduğu kata inip bilet satın alma gibi işlemleri halledebilirsiniz. Tokyo merkezine gidiş ve buradan dönüş şeklinde Narita Express biletini 3000 Yen karşılığında satın alabilirsiniz. Sadece gidiş biletini satın alıp dönüşü şehir merkezinde alırsanız, dönüş için yaklaşık iki katı ücret ödemek durumunda kalacaksınız. Bu bakımdan gidiş dönüş bileti almanızı tavsiye ederim. Atladığım bir noktayı da buraya sıkıştırayım: Bagajlarınızı alıp havaalanı içerisinde dolaştığınız sırada elinde kamera ve mikrofonla üç kişilik bir ekibe rast gelebilirsiniz. İnsanları durdurup röportaj yapıyorlar, ama ben öyle olmadığını düşünüyorum. Bizi de durdurup bir "röportaj" yapmak istediklerini belirttiler, fakat bize yönelttikleri sorular daha çok istihbaratvari sorulardı: adınız soyadınız, niye geldiniz, nereye gideceksiniz, nerede kalacaksınız, ne zaman döneceksiniz vs. Tam istihbaratlık sorular. Açıkçası ben bu ekibin istihbarat elemanları olduğu düşüncesindeyim. Pasaport kontrol görevlisinin sormadığı soruları bu çekim ekibi bize sordu.

Tokyo'da Ulaşım ve Suica Card

Siz de benim gibi bir şehre gitmeden önce o şehrin ulaşım haritasını inceleyenlerdenseniz, buyrun. Tokyo'nun toplu taşıma sistemini, bilhassa metro haritasını görünce ve üstelik diğer ülkelerin aksine bu metro sistemini birden fazla şirketin işlettiğini öğrenince, korkmadım değil. Böylesine karmaşık ve detaylı bir yer altı ulaşım sistemi açıkçası ne New York'da, ne Paris'te ne de Londra'da var. En büyük işletici JR (Japan Rail) East olsa da, bazı özel firmalara ait metro hatları da mevcut. Bunun yanı sıra şehri boydan boya dolaşan otobüsleri de unutmamak gerek. Ulaşım için biletleme seçenekleri de değişkenlik gösteriyor. Tek seferlik biletler alabileceğiniz gibi ön ödemeli bir kart edinip buna kredi yükleyerek ya da günlük, haftalık, aylık sınırsız ulaşım hakkı sağlayan "pass"lerle de toplu ulaşımdan faydalanabilirsiniz. Ben Suica adlı ön ödemeli dokunmatik kartı tavsiye ederim. İçerisine 20 bin Japon Yenine kadar kredi yükleyebiliyorsunuz ve üstelik bu kartı sadece toplu ulaşımda değil, içecek otomatlarında, Family Mart ya da 7 Eleven gibi şehrin dört bir tarafındaki süpermarketlerde, çeşitli restoranlarda, pastanelerde de kullanabiliyorsunuz. Üstelik Narita Havaalanından Narita Express adlı tren ile ulaşımda da kolaylık ve indirim sağlıyor. Bunun yanı sıra Suica ile benzer birkaç kart daha mevcut: Pasmo vd. Fakat bu kartların kullanım alanı Suica kadar yaygın değil. Belli bir zaman diliminde sınırsız ulaşım hakkı tanıyan biletleri de tavsiye etmem, zira mesafeler uzun olduğu için ve mekanların büyüklüğünden dolayı sıradan bir gezi için günlük toplu ulaşım kullanma sayınız birkaçı geçmeyecektir.

Tokyo Tower üzerinden Tokyo manzarası

Tokyo Tower üzerinden Tokyo manzarası

Tokyo Suica Card Tokyo metrosu ve uyuyan Japon öğrenciler Tokyo Otobüsleri

Suica karttan biraz daha bahsetmek istiyorum. Ön ödemeli, yani içerisinde kredi yüklenebilen bu kartın ücreti 2000 Yen. Kartı satın aldığınızda ödediğiniz bu 2000 Yenin 500'ü depozito bedeli, yani ülkeden çıkarken havaalanında kartı teslim ettiğinizde ödediğiniz bu depozitoyu geri alıyorsunuz. Kalan 1500 Yen ise kartınızın ilk bakiyesi durumunda. Dokunmatik Suica kartınızla Suica logosunun olduğu her yerden, hatta bizdeki Bimeks, Media Markt benzeri elektronik mağazalarından (Yodobashi ve BIC Camera) dahi alışveriş yapabilirsiniz. Büyük kolaylık doğrusu. Yanınızda nakit taşımaya, bir ya da 5 gibi ufak miktardaki onlarca bozuklukla uğraşmanıza gerek kalmıyor. Bu kart ile metroyu kullanacağınız zaman, önünde herhangi br bariyer olmayan turnikenin uç kısmındaki kart okuyuca kartınızı yaklaştırmanız gerekiyor (kartın okuyucuya temas etmesine gerek yok). Ücret bu ilk seferde düşmeyecek, zira metroda standart bir tarife yok. Kullandığınız metro hattının işletmecisine ve geçtiğiniz durak sayısına göre istasyondan çıkınca gereklü ücret hesaplanıyor ve son turnikede kartınızı tekrar okuttuğunuzda bu miktar düşülüyor. Kart içerisinde yeterli bakiye yoksa kırmızı bir uyarı ışığı ve ses çıkıyor, turnike kapanıyor. Siz de turnikelerin yakınında bulunan otomatlarla kartınıza kredi yükleyip tekrar çıkış yapıyorsunuz. Ufak bir ayrıntı: Metro aktarmalarında turuncu renkli turnikelerden geçmek gerekli. Otobüslerde ise standart bir ücret (210 Yen civarı) alınıyor ve bir durak da olsa 10 durak da olsa bu ücret değişmiyor. Bunun yanı sıra, şehrin belli bazı noktalarındaki kişiye özel kilitli dolaplar da Suica ile kullanılabiliyor.

Tokyo metro haritası

Tokyo metro haritası

Tokyo'da otobüs hatları iki haneli rakamlarla ve bunların önüne, arkasına eklenmiş bir ya da birkaç alt grup harfleriyle belirtilmiş olsa da, metro hatları, hatların çokluğundan dolayı renklerle, hattın baş harfleriyle ya da hattın tam açılımıyla kodlanmış durumda. Örneğin en işlek hatlardan biri olan Ginza hattı turuncu daire içerisindeki büyük G harfiyle tanımlanırken, JR Yamanote hattı yeşil renkle ve tam karşılığıyla tabelalarda yer alıyor. Tokyo'da çoğu metro istasyonu bir istasyon olmaktan öte bir yer altı alışveriş merkezi ya da çarşısı niteliğinde. Şehir, deyim yerindeyse metro istasyonları etrafında dönüyor. Şehrin en aktif noktaları metro istasyonları civarına toplanmış durumda. Özellikle Ueno, Ikebukuro, Akihabara, Shinjuku gibi merkezi istasyonlar devasa büyüklükte. Üç kattan oluşan istasyonlar ve yer altı çarşıları dahi var. İstasyonun girişi bir mahalleye çıkışı başka mahalleye bağlı sanırsınız. Japonlar yer altına adeta ikinci bir şehir inşa etmişler. Bu tür büyük istasyonlarda yönünüzü kolayca kaybedebilirsiniz ya da hedefinize nasıl ulaşmanız gerektiğini öğrenmeniz saatler alabilir. Bizim otelimiz Ikebukuro metro istasyonunun yakınındaydı ve bu istasyon da Tokyo'nun en büyük istasyonlarından biriydi. O kadar çabalamamıza rağmen bir hafta sonra dahi hâlâ yanlış yönden gittiğimiz oldu. Bu hususta çok dikkatli ve hatta ezberleyici olmak gerekiyor. Doğru yönleri not etmeniz en iyisi olacaktır. Ayrıca, gitmek istediğiniz yere sizi ulaştıracak metro hattının hangi yönde hareket ettiğini de iyi belirlemeniz lazım. Gideceğiniz yerin tam tersine gidiyor olabilirsiniz. Bu karışıklığın önüne geçebilmek için hatları gösteren tabelaların altına "For Ueno" ya da "For Tokyo" gibi ifadeler eklenmiş. Unutmadan belirteyim, Tokyo otobüslerinde ücretsiz kablosuz internet imkanı da var. Metrolarda ise, yerin altında dahi GSM şebekesi sinyal alıyor.

Tokyo metro turnikeleri Tokyo kaldırımları Tokyo caddeleri

Sonuç olarak Tokyo'da ulaşım, daha doğrusu toplu ulaşımda gideceğiniz yönü tayin etmek ya da seçim yapmak hayli zor. Üzülerek söylüyorum ki, bir harita ya da çevrimdışı bir navigasyon programı yeterli olmayacak. Size tavsiyem, "Pocket Wi-Fi" olarak tabir edilen ve taşınabilir internet imkanı sağlayan cihazlardan kiralamanız ve Google Haritalar'ın toplu ulaşım tarifi özelliğini kullanmanız. Açıkçası biz böyle yapmamış olsaydık, günde belki de bir saatimiz doğru metro hattının hangisinin olduğunu bulmakla geçecekti. Pocket Wi-Fi'leri havaalanında kiralayabilirsiniz. Bunun yanı sıra dilerseniz iPhone 4 ya da 5 gibi üst seviye telefonları da kiralayabilirsiniz. Bu telefonların içerisinde Japonya'da çalışan bir SIM kart hazır halde bulunuyor ve tercihinize göre konuşma, internet ya da ikili paket edinebilirsiniz. Bu telefonlar ile Japonya içi telefon görüşmeleri yapabilir ya da interneti, navigasyonu kullanabilirsiniz. Sadece SIM kart kiralamanız ya da ön ödemeli bir telefon hattı satın almanız da mümkün, ama bu biraz riskli, zira telefonunuz Japon telefon şebekeleriyle uyumlu olmayabilir. En iyisi, taşınabilir bir Wi-Fi cihazı, yani Pocket Wi-Fi kiralamak. Bu kiralama işlemini ise ister Japonya'ya gitmeden önce kredi kartıyla internet üzerinden, isterseniz havaalanında ya da şehir merkezinde yapabilirsiniz. İnternet üzerinden yapılan kiralama işlemleri fiyat bakımından daha uygun oluyor ve kiraladığınız cihazı ya havaalanından ya da otelinizden teslim alabiliyorsunuz. Günlük kiralama ücreti ortalama olarak 900 ile 1000 Yen arasında değişiyor. Havaalanından ya da şehir merkezinden yapılacak kiralama işlemlerinde ise günlük kira bedeli 1300-1500 Yen arasında. İsterseniz çalınmaya, kaybolmaya ya da bozulmaya karşı ürünü sigortalatabiliyorsunuz. Bunun ücreti ise günlük 300 Yen civarında. İnternet üzerinden yapılan kiralamalarda ürün, birlikte gelen bir zarfın içerisine yerleştirilerek posta ofislerine teslim ediliyor. Diğer türlü kiralamalarda ise ürünü kiraladığınız noktaya götürüp teslim etme imkanınız var. Bu konu oldukça detaylı ve alternatifli. Herhangi bir sorunuz olursa, sayfanın altındaki yorum kutucuğuyla sorularınızı bana sorabilirsiniz.

Tokyo'nun Havası, Suyu, İnsanı... Genel İzlenimlerim

Tokyo, Japonya ve Japonlar hakkında söylenecek çok şey var. Bunların çoğu bize göre farklı olan, bizim alışık olmadığımız, bir kısmı da normalde olması gereken şeyler. Maddeler halinde bunları özetlemek gerekirse, şunları söyleyebilirim:

  • Japonlar, robotvari insanlar. Metro istasyonunda ya da otobüs durağında bekleyen insanlara şöyle bir baktığınızda, adeta bir robot gibi hareketsizce durduklarını göreceksiniz. Kurallara sıkı sıkıya bağlılar. Yüzlerce kişinin beklediği bir kırmızı ışıkta yol boş olsa dahi geçen yok. Olsa olsa bir ya da iki kişi birkaç adım daha önde. Saygılılar, nezaketli ve hoşgörülüler...  Japonlar, iki çocuğuyla otobüse binen bir anneye, çocuklarından ayrı oturmasın diye arkadaki koltuklardan kalkıp yer veren, adeta seferber olan insanlar... Bu saygı, nezaket ve hoşgörü, Batı insanında gördüklerimizden daha fazla. Bugüne kadar hep Alman, İngiliz ya da İsveçli, Norveçli nezaketinden bahsedip dururduk, ama Japon nezaketi bence hepsinin ötesinde. Robotsu görünümlerinin aksine güleryüzlü, iyiliksever ve mutlular. Maske kullanan Japonları televizyonda bir kez olsun görmüşsünüzdür. Bir Japon hastaysa, nezle ya da grip olmuşsa maskesini takmadan sokağa çıkmıyor kesinlikle. Bu da, başka insanlara saygılarının bir göstergesi olsa gerek.
  • Japonlar, "saf ırk" denilebilecek yapıdalar. Sarışın, yeşil gözlü ya da uzun boylu bir Japon görmeniz neredeyse imkansız. Hepsi sanki aynı fabrikanın ürünleri gibi. Boy ortalamaları 1.60-.1.65 civarında. Yapılar ve ürünler de buna göre tasarlanmış. Yataklar, lavabolar, koltuk aralıkları vs... Uzun boylu birisinin Japonya'da zorlanacağı kesin. Kel bir Japon görmeniz de pek mümkün değil. Kişisel temizliklerine, giyim kuşamlarına ve görünümlerine dikkat ediyorlar. Kilolu bir Japon görmeniz de düşük bir ihtimal. Özellikle bayanları oldukça bakımlı. Erkekleri de aynı şekilde. Yalnız, bize göre biraz gülünç bir durum olsa da, erkek Japonlar bizde bayanların kullandığı tipte çantaları ya da bunların benzerleri kullanıyorlar.
  • Bizler meraklı insanlarız. Sokaklarda bir çekik gözlü ya da siyah tenli, diğer bir ifadeyle kendimiz gibi görünmeyen birini görsek mutlaka bakıp inceler, hatta arkadaşımızla ayaküstü yorum yaparız. Ama Japonlar öyle değiller. En sıradışı insan dahi yanlarından geçse dönüp bakmıyorlar. Yani kendinizi turist gibi hissetmiyorsunuz orada. Bu da, Japonların saygı ve nezaketinden kaynaklanıyor olsa gerek.
  • Sokaklarda sigara içmek yasak. Yerde izmarit görmeniz çok zor. Sigara içmek isteyenler, belli noktalarda, yol kenarlarında, parklarda vs. inşa edilmiş ve etrafı camlarla, yer yer duvarlarla örülmüş sigara içme bölmelerinde bu ihtiyaçlarını gideriyorlar. Sokakta sigara içme yasağının aksine iç mekanlarda, yani kafelerde, restoranlarda sigara serbest. Sokakta yürürken bir şey yiyip içenleri de göremezsiniz. Böyle bir yasak yok, ama yazılı olmayan bir kural sanırsam.
Meiji Jingu tapınağından...

Meiji Jingu tapınağından...

Sigara içme mekanları Tokyo sokaklarında gelin, damat ve ailesi Pikaçu maskotu

  • Japonya'da katlar birden başlıyor, yani bizdeki "giriş katı" ya da "sıfırıncı kat" mantığı orada yok. Giriş katı eşittir birinci kat. Asansörlerde de durum böyle. Bizde 1'e bastığınızda girişin bir üstüne ulaşırsınız, ama Japonya'da 1 tuşu sizi giriş katına ulaştırır.
  • Tuvalet Japonlar için çok önemli. Bundan dolayı adım başı umumi tuvaletlere rast geleceksiniz. Üstelik hepsi tertemiz. Nasıl bulmak istiyorlarsa öyle bırakıyorlar. Ayrıca bu tuvaletlerde ısıtmalı ve yıkama işlemini kendisi yapan "bide" tabir olarak edilen klozetler bulunuyor. Bide şeklindeki bu klozetler Japonya'da çok yaygın. Bir elektronik mağazasında Panasonic marka klozet görürseniz şaşırmayın.
  • Japonya (aslında Tokyo) tropikal bir iklime sahip. Bu da yazların bunaltıcı derecede sıcak ve nemli, kışların ise dondurucu derecede soğuk olmayacağı anlamına geliyor. Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı da çok az. Karasal iklimin aksine gündüz yakan, gece ise donduran bir hava yok Tokyo'da. Fakat yağmura her an hazırlıklı olun. Yağmurlu günlerde, yağmur başlayınca durmak bilmiyor zira. Bu bakımdan şemsiyeniz çantanızdan eksik olmasın. Bu noktada Japonlar ufak bir ayrıntıyı atlamamışlar. Hmen her restoran, market, müze ya da işletmenin girişinde şemsiye konulabilecek aletler var. İsterseniz yine işletme girişlerinde sunulan poşetlere de şemsiyenizi sokabilir ve yerleri ıslatmadan yanınızda taşıyabilirsiniz.
  • Depreme hazırlıklı olun... Bildiğiniz gibi, Japonya bir deprem ülkesi. Biz de Tokyo'da bulunduğumuz sırada 6.4 şiddetinde bir depreme rast geldik, otelde dinlenirken. İlk başta tedirgin olsak da, bu konuda Japonlara güvendiğimiz ve olacakları (daha doğrusu olmayacakları) bildiğimiz için bunu sıradan bir olaymış gibi karşıladık, ki öyle de oldu. Ne bir kaçışma, ne bir bağrış çağrış. Bir dakikanın ardından sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.
  • Japonya'da trafik bizdekinin aksine sağdan akıyor. Araçlarda direksiyonlar da sağ tarafta. Yaya trafiği de aynı şekilde sağdan akıyor. Kaldırımlar, yürüyüş yolları dahi şeritlere bölünmüş durumda. Merdivenlerde dahi hangi taraftan inmeniz (ya da çıkmanız) gerektiğini gösteren ok işaretleri var. Yanlış yöne girerseniz ve bir insan trafiğine yakalanırsanız vay halinize... Öylesine insan trafiği oluyor ki, bazı noktalara, normalde araçlar için kullanılan geniş açılı aynalardan konulmuş, insanlar dönüşlerde birbirlerini görebilsinler diye. Bisiklet kullanımı da oldukça yaygın. Bazı kaldırımlar bisikletler ve yayalar için ayrı ayrı bölünmüş ve yol tasarımları da ona göre yapılmış.
  • Japonya'da bahşiş kavramı yok. Örneğin ABD'de bahşiş neredeyse zorunludur. Öyle ki, fişlerin altında "şu oranda bahşiş" gibi bir ifade dahi yer alır, fakat Japon insanı bahşişi kendisine hakaret kabul ediyor adeta. Japon satıcılar da çok sevimli. Bir mağazaya adım atar atmaz, görevliler samimi bir gülümsemeyle 'hoş geldiniz, buyrun' anlamında irasshaimase" (daha çok masey masey gibi duyuluyor, emin değilim doğrusu) demeye başlıyor. İnsan görünce otomatik olarak harekete geçen robotlar gibi... Bunun istisnası yok.
  • Biraz da olumsuzluklardan bahsetmek gerek, değil mi? Çoğu kişiye göre Amerikan insanı ya da benzer bazı başka halklar savurgan ve müsriftir. Fakat Japonların da, en azından bir hususta savurgan olduğunu rahatlıkla söylebilirim: poşet. Diyelim ki bir mağazadan üç parça elbise satın aldınız. Normalde bu üç parça elbisenin, sığıyorsa tek poşete yerleştirilmesi gerekir, fakat Tokyo'da çoğu mağaza bu üç parçayı önce ayrı ayrı poşetliyor, ardından bu üç ayrı poşeti de daha büyük poşete yerleştiriyor. Daha sonrasında ise poşetin ağzı bir bant ile kilitleniyor. Bunun yanı sıra, mesela ortalama bir kafeden sipariş ettiğiniz kahvenin konulduğu plastik bardak da, plastik bardak olmaktan çok profesyonel bir ağzı açık matara gibi. Süngerimsi, son derece kaliteli ve sıcağı hiç hissettirmeyen, kaymayan maddeden yapılmış bir bardak. Kahve içildikten sonra çöpe gidiyor. Bunlara gerek var mı, bilmiyorum doğrusu...
  • Bir yardım istediğinizde, çoğu Japon tereddüt etmeden size yardımcı olmaya çalışacaktır. Hatta bize yardım etmek için adeta kendini paralayanları, bilemediği durumda bizim yerimize dükkan dükkan dolaşıp soranı da gördük doğrusu. Ama bir şey sorduğunuzda dönüp bakmaya tenezzül etmeyenlere, utanıp sıkılanlara da rastladık. Gerçi bunda bizim de hatamız var. Metro istasyonunun en yoğun saatlerinde, işine geç kalmamak için acele eden insanlara bunu yaparsanız, olacağı bu.
  • Japonca -her ne kadar Altayistler tarafından Türkçe ile akraba olduğu iddia edilse de- bambaşka bir dil. Normalde bir Avrupa ülkesine gitseniz, en azından bir cümle içindeki bir-iki kelimenin anlamını tahmin edebilirsiniz ya da bu bir-iki kelimeyi gözünüz bir yerden ısırır. Sonuçta Türkçenin Avrupa dilleri ile yoğun teması var, belli bir dil yatkınlığı bulunuyor ve Avrupa'daki çoğu dil Hint-Avrupa dil ailesinin bir üyesi. Fakat bunun aksine Japonca, en başta alfabe farklılığı olmak üzere pek çok sebepten dolayı sizi zorlayacak. Saatlerce Japonca dinleseniz, Latin alfabesiyle okusanız dahi içerisinde -suşi vs. gibi Japonların ortak dünya kültürüne armağan ettiği kelimeler hariç- size tanıdık gelecek bir kelime çıkmayacaktır. Bunun yanı sıra, Japonya'da ingilizce bilenlerin sayısı da çok az. En merkezi noktalarda, uluslararası sayılabilecek dev alışveriş merkezlerinde dahi İngilizce bilen birilerini bulmak çok zor. Doğrusu İngilizce öğrenmelerine de ihtiyaçları yok. Kendi kendilerine fazlasıyla yetebilen, dünyaya teknolojisini ve kültürünü ihraç eden bir ülkenin insanlarının başka bir dili "zorunluluk"tan öğrenmesine gerek de yok.
  • Kalabalık, çok kalabalık, daha çok kalabalık... Aslında Tokyo için söylenebileceklerin başında bu geliyor olsa gerek. Her yer insan kaynıyor. Bu, aslında olumsuz bir durum, ama buna rağmen ne bir kavga gürültü, ne bir bağrışma ne bir tartışma... İnanın bu kadar kalabalık bizde olsa, her gün kan gövdeyi götürürdü.  Üstelik bu kalabalığa rağmen bir tek korna sesi dahi duymadık yollarda. "Acaba Japonya'daki araçlarda korno yok mu?" diye düşünmeye başladım ciddi ciddi.
  • Japonlar, tam bir tüketim toplumu. Adım başı mağaza, adım başı çarşı, alışveriş merkezi... 10 katlı binaların, 30 katlı gökdelenlerin tepesinde de, yerin 3 kat altında da mağazalar var ve üstelik hepsi açılışından kapanışına tıka basa dolu. Ne ararsanız var.  Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz, ne işe yaradığını bile anlamadığınız on binlerce çeşit ürün sizleri bekliyor olacak. Mağazalar genelde 10.00'da açılıyor ve büyük mağazalar açılmadan önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Bir seferinde merak ettim, acaba ne kuyruğu diye. Büyük bir indirim var sandım, ama daha sonra öğrendim ki, bu normal bir şeymiş.
  • İşin bir de sosyal cephesi: restoranlar, kafeler, barlar vs. Japonlar, iş çıkışında evine gidip dinlenmek yerine arkadaşlarıyla, eşiyle dostuyla bir araya gelip kafelere, restoranlar, barlara gitmeyi tercih ediyorlar. Restoran ya da kafe önlerinde sıra bekleyen Japonları görürseniz şaşırmayın. Özellikle Shibuya, Ikebukuro gibi merkezi yerlerde her mekan akşamları tıka basa dolu. Artık kalabalık görünce kaçıp uzaklaşmak istiyorsunuz, ama kaçtığınız yer de kalabalık olacaktır.

Tokyo'da Gezilecek Yerler ve Gezi Rehberi

Esasında Tokyo'yu bizdeki şehir standardına göre düşünmemek gerekir. Tokyo, gerçekte bir "şehirler bütünü". Onlarca merkezi var, yani onlarca Taksim'i, onlarca Kızılay'ı... Geniş ve düz bir alan üzerine kurulu şehir, ulaşım olanaklarının da iyi olmasının getirdiği avantajla dört bir tarafa yayılmış. Bir müzeden diğerine gitmek için saatlerce yol gitmeniz ya da birden fazla metro hattı değiştirmeniz gerekebilir. Kısacası Tokyo, turistler için onlarca farklı kategoride yüzlerce gezilecek, görülecek yer sunuyor ve bunların tamamını bir haftaya, iki haftaya sığdırmak mümkün değil.  Sindire sindire, hatta anlaya anlaya dolaşmak için en az 3 hafta gerekli bana göre. Bir hafta gibi kısa bir sürede bunların sadece dörtte birini, belki insan üstü çaba sarf ederek üçte birini ancak görebilirsiniz. Tokyo'da bilhassa müzeleri görmek isteyenlere Grutt Pass almalarını tavsiye ederim. 2000 Yen karşılığında satın alınan ve ufak bir kitapçık görünümünde olan bu ürün onlarca müzeyi, hayvanat bahçesini ve akvaryumu ücretsiz olarak ziyaret etmenizi ve bir o kadarında da indirimli bilet almanızı sağlıyor. Açıkçası üç ve üzeri müzeyi ziyaret edecekseniz, kesinlikle almalısınız. Bu durumu da göz önüne alarak, Tokyo'da görülmesi gereken en önemli yerleri ve turistlerin uğrak mekanlarını kısaca aktarmaya çalışacağım.

Jojoji Tapınağı ve Tokyo Tower

Jojoji Tapınağı ve Tokyo Tower

Sensoji tapınağı Tokyo dönmedolabı Değişik tasarımlar...

Bize en ilginç gelen mekanlar, doğrusu tapınaklar olacaktır. Budizme veya Şintoizme inanan Japonlar şehrin hemen her noktasına görkemli tapınaklar inşa etmişler. Tapınakların girişinde şırıl şırıl akan bir çeşme ve ahşaptan yapılma, kulplu ufak bir tas bulunuyor. İbadet etmeye gelenler bu taslarla ellerini ve ağızlarını yıkıyorlar. Ayrıca bu tapınaklarda ahşap levhalar üzerine dilekler yazılıyor ve belli yerlere asılıyor. Kağıt üzerine dilek yazıp bunu zarfa koyarak sandığa atmak da mümkün. Bir sandık daha var tapınaklarda. İnsanlar bu sandıklara bozuk para atıp iki kez ellerini çırptıktan sonra eğiliyor ve dualarını ediyorlar. Ayrıca tütsü de bu tapınaklarda sıkça kullanıyor. Cüzi bir ücret karşılığında satın alınan tütsüler şömine benzeri yerlerde yakılıyor ve ardından dua ediliyor. Tütsüden çıkan dumanın çekilmesiyle hastalıkların tedavi olacağı inancı da yaygın. Ben de tütsünün dumanını elleriyle kendine doğru getiren ve içine çeken pek çok budistle karşılaştım.

Tokyo'daki Budist tapınaklarından en bilinenleri Meiji Jingu, Sensoji ve Zojoji'dir. Özellikle Sensoji, turistlerin en çok ziyaret ettiği ve en gösterişli tapınak. Asakusa bölgesinde bulunan bu tapınak 628 yılında inşa edilmiş. Tapınağa giden yolda sağlı sollu hediyelik eşya ve geleneksel Japon yiyecekleri satan dükkanlar var. Günün hangi saatinde giderseniz gidin, insan yoğunluğu oldukça fazla olacaktır. Meiji Jingu, 1920 yılında inşası tamamlanmış ve İmparator Meiji ile eşine adanmış bir tapınak. 700,000 metrekarelik bir omanın içerisinde inşa edilmiş bu tapınağın içerisinde çeşitli sebze ve meyveler de satılmakta. Girişinde ise boy boy ve renk renk değişik türde çiçekler ziyaretçileri karşılıyor. Zojoji ise şehrin tam merkezinde sayılabilecek bir konumda. Tapınağın yakınında Tokyo Tower bulunuyor ve ön taraftan her ikisi de aynı fotoğraf karesine sığıyor. Bu tapınakta, diğerlerinden farklı olarak, pek çok taştan bebek heykeli var. Bu bebekler ise düşük, kürtaj vb. durumlar sonucu doğmadan ölmüş bebekleri simgeliyor. Böyle bir durumla karşılaşan aileler boş bir bebek heykelini seçip çeşitli elbiselerle, oyuncaklarla, çiçeklerle donatıyor. Ayrıca bu tapınağın arka kısmında bir mezarlık bulunuyor. Bunların dışında irili ufaklı pek çok tapınak daha görebilirsiniz. Ueno Park'ın hemen altıdaki gölün üzerine inşa edilmiş ve etrafında dev balıkların yüzdüğü tapınak da ilgi çekici doğrusu.

Budist tapınağı ve tütsüler Ueno Park tapınağı Zojoji girişi

Tokyo'yu yüksekten seyretmek isteyenler için pek çok seçenek mevcut. Bunlardan en bilineni, Eyfel Kulesinin turuncuya boyanmışı izlenimi veren Tokyo Tower olsa gerek. 1900 Yen karşılığında hem birinci hem de ikinci katını (sırasıyla 150 ve 250 metre) görebileceğiniz Tokyo Tower, şehrin tam ortasında olduğu için iyi bir manzara sunuyor. Asansörle önce 150 metreye, daha sonra merdivenlerle ve başka bir asansörle 250 metreye çıkıyorsunuz. Maalesef her iki seviyede de etrafınız camlarla çevrili. 1958 yılında yapımı tamamlanmış olan bu kulenin anten dahil toplam uzunluğu ise 333 metre. Kuleden TV ve radyo yayınları yapılıyor. Tokyo'daki bir diğer önemli kule ise, şehrin sembollerinden olan Tokyo SkyTree. Bu kule Tokyo Tower'a göre daha uzun, anten dahil toplam uzunluğu 634 metre, fakat sadece 451. metresine kadar çıkılabiliyor. Kulenin inşası 2008'de tamamlanmış. Kulenin 350. metresinde bir restoran ve kafe bulunuyor. Açıkçası ben Tokyo Tower'ı tercih ettim, fakat şimdiki aklım olsa, daha yüksek olması sebebiyle Tokyo SkyTree'yi tercih ederdim (gerçi Tokyo Tower'ın manzarası daha iyi, işin bir de o yönü var). Bu iki kulenin dışında Tokyo'yu yukarıdan seyretmek isteyenler için ücretsz seçenekler de mevcut. Bunlardan ilki Tokyo Metropolitan Government Building, yani devlet binası. 48 katlı ve 242 metre uzunluğundaki bu binanın çatı katına ücretsiz olarak çıkıp şehri seyredebiliyorsunuz. Maalesef benim gitme imkanım olmadı, ama bilhassa Yoyogi Park ve Meiji Jingu tapınağı manzarasının güzel olduğu söyleniyor. Bunkyo Ward Office üzerinden de Tokyo manzarasını seyredebilirsiniz. Bu da aslında bir devlet binası ve yaklaşık 120 metre yüksekliğe sahip. Bunun dışında Roppongi Hills, Asakusa Turizm Merkezi, Sunshine City Alışveriş Merkezi ve Rainbow Köprüsü üzerinden de Tokyo'yu kuşbakışı seyredebilirsiniz.

Asakusa'dan Tokyo SkyTree

Asakusa'dan Tokyo SkyTree

Odaiba dönmedolabı Tokyo Tower Ueno Park ve Tokyo Skytree

Parklar Tokyo'nun vazgeçilmezleri arasında. Park ifadesi, bizdekinin aksine sadece çocukların salıncaklarda salllandığı, üç beş banktan ve birkaç ağaçtan ibaret ufak alanları karşılamıyor. Yurt dışında park ile kastedilen, alabildiğine geniş yeşil bir alan içerisinde çeşitli kültürel yapıların, heykellerin, bahçelerin ve hatta tarihi binaların bulunduğu alanlardır. Tokyo'da da bu tür pek çok park bulunmaktadır. Bunlardan en bilineni Yoyogi Park'tır. Yukarıda da belirttiğim gibi Meiji Jingu tapınağını barındıran, Takeshima Caddesinin yakınında yer alan bu park, bambu ağaçlarıyla da ünlü. Yoyogi Ulusal Jimnazyumu da bu parkın karşısında tüm heybetiyle duruyor. Sonbaharda sararmış ya da kızarmış yapraklarıyla çeşit çeşit ağacı bu parkta bulabilirsiniz. Kargalara dikkat... Bir diğer meşhur park, içerisinde aynı adla büyük bir hayvanat bahçesi de barındıran Ueno Park. Bu parkta görülecek ve yapılacak çok şey var. Parkın hemen altındaki gölette su bisikletlerini kullanabilir ya da Ueno Zoo adlı hayvanat bahçesini ziyaret edebilirsiniz. Gojo Tenjin adlı tapınağa giden meşhur yol da burada. Bu hayvanat bahçesinde penguenden file, tapirden değişik büyüklükte kuşlara, aslandan gergedana kadar sayısız hayvanı görmek, hatta bazılarına dokunmak mümkün. Kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer. Grutt Pass saihplerine ücretsiz. Ayrıca Tokyo'nun en önemli müzelerinden birkaçı da yine bu bölgede. Onlara daha sonra değineceğim. Shinjuku Gyoen Bahçesi yine bu bölgede. Özellikle ilkbaharda ziyaret edilmesi gereken parkta bu mevsimde kiraz çiçekleri görülmeye değer (maalesef sonbaharda pek bir şey kalmamıştı). Edo döneminde Naito ailesi tarafından yaptırılan bu parkta bin beş yüz kiraz ağacı, çeşit çeşit kasımpatı ve sayısız bitki bulunuyor. Giriş ücreti 200 Yen. Hama Rikyu Bahçesi de Tokyo'nun ünlü bahçelerinden. Sumida Irmağı'nın kenarında kurulmuş bu bahçe 1946 yılında ziyaretçilerine kapılarını açmış. 250 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş ve çay seremonileriyle ünlü. İmparatorluk Sarayının hemen yanındaki Chidorigafuchi da, yine ilkbaharda çiçek açan sayısız kiraz ağacıyla ünlü.

Gojo Tenjin yolu

Gojo Tenjin yolu

Ueno Zoo ve Japon çocukları Meiji Jingu girişi Sensoji kalabalığı

Biraz da müzelerden bahsetmek istiyorum. Üzülerek söylüyorum ki, Tokyo'da müzecilik örneğin İsveç'teki gibi gelişmiş değil. İsveç, müzecilikte bir dünya markası bana göre ve bugüne kadar gördüğüm en iyi, en ilkeli sistem orada mevcut. Maalesef Japon müzeleri oradakiler kadar belli standartlara sahip değil. Çoğu müzede açıklamalar sadece Japon dilinde. Buna karşın İsveç'te hemen her müzede standart olarak İngilizce açıklamalar yapılmakta ve ziyaretçilere kulaklıklar dağıtılarak açıklamaları dinlemelerine imkan verilmekteydi. Yine de, Japon müzeleri sundukları çeşitlilik açısından önemliler. Japonya'nın belli başlı müzeleri ise şöyle:

  • Tokyo National Museum: 1872 yılında kurulmuş olan bu müze, Japon ve Uzak Doğu kültürüne ait ne varsa barındırıyor. Buda heykellerinden samuray kılıçlarına, el yazmalarından antik taslara kadar binlerce parçayı burada görebilirsiniz. Grutt Pass ile indirimli olarak ziyaret edebilirsiniz.
  • National Science Musuem: Adı üstünde, bilim müzesi. Japonya'nın dört bir bölgesinden hayvan örneklerine, antik çağlardan kalma taş ve kaya parçalarına, fosillere, ilk elektronik aletlerden uçaklara kadar Japon bilimine ve doğasına ait ne varsa bu müzede. Japon Galerisi ve Global Galeri olmak üzere iki kıısımda oluşan müzede bir de 360 derece görüntü sunan sinema var. 10 dakika süren ve evrenin ortaya çıkışı, insanın dünyadaki serüveni gibi konuları ele alan bu kısa filmleri mutlaka görmelisiniz. Grutt Pass ile ücretsiz olarak giriş yapabilirsiniz.
  • National Museum of Western Art: Bu müzede Batı sanatına ait çeşitli parçalar görebilirsiniz. Batıda çizilmiş portreler, ünlü ressamların eserleri, heykeller vs. ne varsa bu müzede görülebilir. Grutt Pass ile giriş ücretsiz.
  • Tokyo Metropolitan Art Museum: Yine çeşitli koleksiyonlara ev sahipliği yapan bir müze. Diğerlerinden farklı olarak Japon sanatçıların eserlerine yer veriliyor. Grutt Pass ile ücretsiz giriş yapabilirsiniz.
  • National Museum of Emerging Science and Innovation (Miraikan): Japon teknolojisinin geldiği son nokta teması üzerine inşa edilmiş bir müze. Bu müzede Asimo'yu ve bir insandan ayırt edilemeyecek derecede gerçekçi görünüşüyle android robotu görebilir, uzay ve denizaltı teknolojilerini inceleyebilir, 360 derecelik sinemada Japon teknolojisine dair filmler izleyebilirsiniz. Grutt Pass ile ücretsiz giriş imkanı mevcut.
  • Tokyo Sea Life Park: Deniz canlılarını sevenlerin ve vatozlara, penguenlere dokunmak isteyenlerin ziyaret etmesi gereken bir müze-park. Çeşitli büyüklüklerde balıklar, penguenler, köpek balıkları, irili ufaklı değişik deniz canlıları bu müzede sizleri bekliyor. Grutt Pass ile giriş ücretsiz. Bu parkın yakınındaki dev dönme dolabı da deneyebilirsiniz.
  • Edo-Tokyo Museum: 1603-1868 yılları arasını kapsayan ve sanatın, kültürel faaliyetlerin zirveye ulaştığı Edo dönemini tema edinen bir müze. Bu müzede Edo döneminden kalma binlerce sanat eserini inceleyebilir ve dönem hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Giriş Grutt Pass ile ücretsiz.

Bunlar, Tokyo'da ilgimi çeken belli başlı müzeler. Bunların yanı sıra onlarca farklı müze mevcut. Turist bilgi merkezinden edineceğiniz kitapçıklarda ya da havaalanından alacağınız rehberlerde tüm müzelerle ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Yukarıda da belirttiğim gibi, Grutt Pass'inizi de almayı unutmayın. İlk kullanım tarihinden itibaren 2 ay geçerlilik süresi var ve üzerinde müzelerle ilgili kısa bilgiler, açılış kapanış saatleri, hangi gün kapalı oldukları gibi önemli bilgiler yer alıyor.

Tokyo Ulusal Müzesi

Tokyo Ulusal Müzesi

Noh maskeleri Samuray kılıcı Tokyo Sealife Park

Android Japon robotu Asimo Ueno Hayvanat Bahçesi ve kızıl filamingolar

Tokyo'da görülecek yerler yazmakla bitmeyecek kadar çok. Yukarıda yazdıklarım toplamın ancak beşte birini, belki altıda birini oluşturuyor. Kaldığım yerden devam etmek gerekirse, Tokyo'ya gelince görülmesi gereken yerlerden birinin de Tsukiji Balık Pazarı olduğunu söylemeliyim. Özellikle sabah 3 gibi devasa büyüklükte orkinosların açık artırmalarını izleyebilirsiniz, tabii 120 şanslı kişi içerisine seçilirseniz. Ben maalesef bu açık artırmaları görme imkanı bulamadım, ama sabah 7 civarında gittiğimde orkinoslardan geriye kalanları görmeyi başarabildim. Dev yengeçler, karidesler, ahtapotlar, hatta kalamar kuruları, havyarlar, balık pestilleri bu pazarda sizleri bekliyor. Sabahın erken saatlerinde dahi balık yiyen, balık çorbası içen insanlar görmek, ellerinde balık dolu poşetlerle evlerine giden insanlara rastlamak olası burada. Balık yemeyi ve izlemeyi seviyorsanız, farklı balıklar görmek niyetindeyseniz burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Japon kamikaze uçakları

Japon kamikaze uçakları

Tsukiji balik pazarı Geleneksel Japon yemeklerinden İlk Japon insanları

Odaiba bölgesi, Tokyo'da görülmesi gereken önemli yerlerden biri durumunda. Bu bölge nehir kenarına kurulmuş ve çeşitli turist cazibe noktaları barındırıyor. Tokyo'nun meşhur sembollerinden olan Rainbow Köprüsü de bu bölgede. Bu köprü, iki katlı. Üst katı bir otoban. Alt katında ise ortadan metro geçiyor; yan taraflarda araç yolu var, araç yollarının yanında ise yaya yolları. Geceleri oldukça farklı ve göz alıcı bir şekilde aydınlatılıyor. 750 metre uzunluğundaki köprüyü kuzey ve güney kanatlarından yürüyebilir ve eşsiz tokyo manzarasını izleyebilirsiniz. Ben kuzey kanadını tavsiye ederim. New York'taki özgürlük anıtının bir benzeri, ama daha ufağı da yine bu bölgede. Uzay gemisi görünümlü botlara binip nehir turu da yapabilirsiniz burada. Ayrıca Diver City adlı alışveriş merkezi önündeki dev Gundam robot heykeli önünde fotoğraf çektirebilir ve burada düzenlenen çeşitli etkinliklere katılabilirsiniz. Yine burada dev bir dönme dolap da var. Tokyo'da bir de Disneyland bulunuyor. Yağışlı havalar nedeniyle gidememiş olsam da, görmek istediğim yerlerin başında geliyordu. İyi bir havada bir günlük sınırsız bilet alarak burayı görmeniz gerekir. Japonların Disneyland'i farklı olsa gerek.

Tokyo özgürlük anıtı

Tokyo özgürlük anıtı

Rainbow Köprüsü Rainbow Köprüsü Diver City ve Gundam heykeli

Tokyo'da görülmesi gereken yerler bunlardan ibaret değil. TripAdvisor'da tam 768 farklı mekan listelenmiş durumda. Bu listelere bakarak kendinize ve ilgi alanlarınıza uygun yerleri işaretleyip buraları görebilirsiniz.

Tokyo'da Alışveriş: Tokyo'dan Ne Alınır?

Alışveriş severler için Tokyo adeta bir cennet. Sayısız mağaza, sayısız pazar, sayısız irili ufaklı dükkanlar, yer altı çarşıları, bit pazarları... Dünyanın başka hiçbir bölgesinde göremeyeceğiniz çeşitlilikte ürün burada sizleri bekliyor olacak. Elbise tutkunları, özellikle bayanlar için UNIQLO adlı Tokyo'nun hemen her bölgeside bulabileceğiniz mağazaları tavsiye ederim. Fiyatları uygun sayılır ve değişik tasarımlarda kullanışlı ürünleri var. En büyük mağazası Ginza'da ve yanlış hatırlamıyorsam 7 katlıydı. Bu bölgede dünyanın en ünlü markalarının şubeleri de bulunuyor. Bunun yanı sıra Shibuya ve Shinjuku bölgeleri, özellikle metro istasyonlarının civarları da alışverişseverlerin uğrak noktası. Yüzlerce farklı dükkanı, çeşitli kategorilerde ve büyüklükte sayısız mağazayı burada bulabilirsiniz, gerek yer altında gerek yer üstünde. Aslında neredeyse her metro istasyonunu bir alışveriş merkezi ya da çarşı olarak düşünmek lazım Tokyo'da. Üstelik hiçbir yerde fiyatlar arasında uçurum yok. Bu, Tokyo'nun genelinde de böyle. Örneğin bizde, 50 kuruşluk pet şişe su için merkezi yerlerde 1 TL, lokantalarda 2 TL, havaalanında ise 3 TL istenir. Tokyo'da böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Şehrin en ücra köşesinde de, en lüks bölgesinde de bir ürünün fiyatı genellikle hep aynıdır. Bu bakımdan içiniz rahat olabilir, fiyat araştırması gibi bir şey yapmanıza gerek yok. Genelleme yaparak söylemem gerekirse, beğendiğiniz, hoşunuza giden bir ürünü ilk gördüğünüz yerden alabilirsiniz. Tabii istisnalar kaideyi bozmaz yine de...

Japonya denilince akla hemen elektronik cihazlar ve Sony, Toshiba, Panasonic gibi markalar gelir. Evet, tahmin edebileceğiniz gibi, Tokyo gerçek anlamda bir elektronik cenneti. 8 katlı ve her bir katı bir süpermarket büyüklüğünde olan elektronik mağazalarına ne ABD'de rastladım ne de başka bir yerde. Bizdeki MediaMarkt ya da Bimeks gibi mağazaların 7-8 katlı olanlarını ve her katında ayrı bir ürün gamının (örneğin giriş katları genelde cep telefonu ve aksesuarları, onun üstü bilgisayarlar, onun üstü ses ve görüntü sistemleri vs.) satıldığını düşünün. Yodobashi Camera, BIC Camera ve LABI, Tokyo'nun en büyük elektronik mağazaları. Bu mağazaların adındaki "Camera" sizleri yanıltmasın. Masaj koltuğu, oyuncak robot, fırın dahi satılan bu tür mağazaların en büyükleri ise, Tokyo'nun elektronik bölgesi sayılan Akihabara'da. Akihabara'da bu dev mağazaların dışında pasajlar içerisinde irili ufaklı pek çok elektronikçi, cep telefoncu ya da bilgisayarcı bulabilirsiniz. Fiyat açısından fikir vermesi açısından şunları söyleyebilirim: Ufak tefek elektronik aletlerin fiyatı Türkiye'dekiyle hemen hemen aynı, yani fare, klavye, taşınabilir bellek gibi ufak bütçe gerektiren cihazları Japonya'dan almanıza gerek yok, ama dizüstü bilgisayar, PlayStation 4, Xbox, kamera vb. daha büyük bütçeli ürünler buralarda daha uygun fiyata alınabiliyor. Özellikle Sony'nin ürünleri oldukça uygun fiyattan satılıyor. Tabii dil ve bölge desteği olarak Japonca ve Japonya seçeneği var sadece. Akihabara, aynı zamanda bir hobi ve anime bölgesi. Japonların o meşhur çizgi filmlerinde gördüğümüz karakterlerin oyuncakları, demonte halde alıcısını bekleyen Gundam robotlar, çizgi film ve anime DVD'leri, maketler ve dahası... Ben de kendime Gundam adı verilen robotlardan bir tane aldım ve doğrusu çok hoşuma gitti. Kutu içerisinden yüzlerce minik parça çıkıyor. Siz de bunları birleştiriyorsunuz ve elleri, kolları, gövdesi, silahları hareket edebilen, oldukça şık bir robot elde ediyorsunuz. Yapımı çok keyifli. Tamamladıktan sonraysa, ortaya bir sanat eseri koymuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. En fazla alternatifi Yodobashi Camera'nın 6. katında bulabilirsiniz.

Yodobashi Camera binası Gundam robotları Yodobashi Camera Akihabara

Japonya'ya gelmişken 100 Yen Shop görmeden gitmek olmaz. Şehrin her tarafına yayılmış ve satılan ürünlerin tamamı 100 Yen, yani 2TL fiyat etiketine sahip olan bu tür mağazaların en ünlüsü Daiso. Özellikle Kinshicho metro istasyonunun hemen bitişiğindeki alışveriş merkezinin 7. katında bulunan Daiso, Tokyo'da görebildiğim en büyük Daiso durumunda. Aklınıza ne gelirse burada var. Tencere tavadan okuma gözlüğüne, ufak elektronik aletlerden kulaklıklara, hediyelik eşyalardan yiyeceğe, içeceğe kadar on binlerce ürün. Üstelik hepsi 100 Yen, yani 2 TL. Daiso dışında başka 100 Yen mağazaları da var, ama Kinshicho'daki Daiso'ya gittikten sonra başkasına gitmeye gerek kalmayacaktır. Tokyo'daki önemli bir diğer zincir mağaza ise Tokyo Hands. Burada da ufak ev eşyalarından kırtasiye malzemelerine, hobi ürünlerinden ayakkabıya kadar her şeyi bulabilirsiniz. En büyük Tokyo Hands ise Ikebukuro'daki. Bir de Takeshima caddesinden söz etmek isterim bu noktada. Harajuku bölgesinde bulunan bu cadde çok uzun olmasa da kafeleri ve mağazaları ile ünlü. Göz atmakta fayda var.

Family Mart Tokyo Nakamise Dori Daiso 100 Yen Shop

Sevdiklerine ya da evine hediyelik eşya götürmek isteyenler için Tokyo'da binlerce alternatif var. Klasik olduğu üzere magnet, porselen üzerinde ülkenin sembolleri, anahtarlık vs. dışında Japon lokumları ve şekerlemeleri, sevimli ambalajlar içinde jöleler, özenle paketlenmiş suşi gibi gıdalar da hediyelik olarak götürülebilir doğrusu. Bunların yanı sıra yemek çubukları (chopstick), ahşaptan Japon bebekleri, yelpazeler, sake kapları, porselenler, geleneksel Japon kıyafetleri, renkli kutular içerisnde Japon çayları, yukarıda bahsettiğim Gundam robotları ya da anime karakterlerinin modelleri ve dahası hediye olarak düşünülebilir. Hediyelikler için bakılması gereken tek yer ise, Asakusa Tapınağına çıkan Nakamise Dori. Burası uzunca, ama dar bir cadde ve sağlı sollu hediyelik eşya dükkanlarından oluşuyor. Aradığınızı burada mutlaka bulacaksınız. Ayrıca bu caddenin paralel caddelerinde de çok güzel parçalar bulabilirsiniz. Bunun yanı sıra Ueno metro istasyonunun hemen altında yer alan Ameyoko pazarları da hediyelikler için uygun. Burada, yerini tam hatırlamıyor olsam da, Japon tatlıları ve geleneksel Japon gıdaları satan dükkanları mutlaka görmenizi isterim.

Tokyo'da Yeme İçme

Tokyo'da, daha doğrusu Japonya'da karşılaşacağınız en büyük sorunlardan biri de yeme içme olacaktır. Tokyo'ya vardığımız ilk gün yiyecek bir şey bulamayıp aç yattığımızı hatırlıyorum. Japonların mutfak kültürleri bizdekinden oldukça farklı. Neredeyse tüm yemeklerinin temelinde balık ve pirinç var ve mutfak, adeta bu ikisi üzerine kurulu. Üstelik bu balık bizdeki gibi kızartma, buğulama şeklinde de değil. Çorba içinde, suşi olarak ya da sandviç arasında farklı şekillerde karşınıza çıkabiliyor. Bunun yanı sıra noodle olarak bildiğimiz ve son zamanlarda bizde de yaygınlaşan uzun erişte şeklinde makarna da Japonların vazgeçemedikleri arasında. Yine de McDonald's, KFC, Subway gibi zincir restoranlar Tokyo'yu kuşatmış. Bunların yanı sıra Japonların hamurişi ürünleri de lezzetli. Bizdeki poğaça, açma tarzı yiyecekleri bilhassa metro istasyonlarında görebilirsiniz. Andersen bu pastanelerden en bilineni. Onlarca çeşit tatlı, tuzlu hamur işi burada sizleri bekliyor. Yalnız, dikkat edin, aldığınız bir poğaçanın içinden çiğ balık ya da domuz eti çıkabilir.

Geleneksel Japon yemekleri

Geleneksel Japon yemekleri

Japon tatlılarından Japonya'da meyve sebze Andersen pastaneleri ve Japon hamurişi

Tokyo'da çoğu restoran yiyeceklerini canlı olarak restoran dışında bir camekanda sergiliyor. Bu çok yararlı bir şey, zira ne yiyeceğinizi bire bir görmüş oluyorsunuz. Geleneksel Japon yemeklerini denemek isteyenler için iyi bir fırsat bu. Karides, kalamar, çeşnili noodle gibi yiyecekleri deneyebilirsiniz. Herhangi bir restoranda masaya geçtiğiniz an bir bardak buzlu su ve elinizi silmeniz için ıslak mendil (mentollü değil) veriliyor. Bazı restoranlarda bunları kendiniz alıyorsunuz. Önemli bir ayrıntı: Çoğu restoranda, daha doğrusu fast food mekanlarında, yemek yedikten sonra tabldot ve diğer artıkları kendiniz yerine koyuyorsunuz. Yani içinde çöp varsa bunu ilgili yere boşaltıyor, içecek bir şey bıraktıysanız bunu ilgili yere döküyor ve tabaklarını vs. yine gösterilen yere bırakıyorsunuz. Kısacası, yemeğinizi yedikten sonra güle güle deyip mekandan ayrılmak yok! Buna dikkat etmenizi tavsiye ederim. Bazı restoranlarda ise siparişi doğrudan görevliye vermiyorsunuz. Restoran girişindeki bir otomattan yemek tercihinizi yapıp ücretini makineye yerleştirdikten sonra fişinizi almanız ve bu fişi görevliye vermeniz gerekiyor.

Tokyo balık pazarı ve dev orkinostan kalanlar

Tokyo balık pazarı ve dev orkinostan kalanlar

Geleneksel Japon yemeklerinden kısacasa şöyle bahsedebilirim: Ramen, çorba içerisinde sunulan noodle olarak özetleyebileceğim bir yemek. Dilimlenmiş et, yosun, soğan, mısır gibi malzemeler içerebilir. Japonların en sevdiği yemekler arasındadır ve genellikle çubuklarla yerler. Torikatsu, tavuk etinden de yapılan ve bir çeşit una bulanarak kızartılan yemek. Sandviç içinde de servis edilebilir, ama genellikle yanında salatayla gelir. Bunlar, Japonları en sık tükettikleri iki ana yemek. Bunların dışında Udon, Yakitori gibi yemekler de var. Ayrıca 7 Eleven, Family Mart gibi marketlerde de bulabileceğiniz paket içerisinde pilavlar, suşiler, Japon sandviçleri de tadılabilir. Pirinç unundan yapılan, tatlı soya sosuna bulanmış tavuk şiş görünümündeki tatlı Mitarashi Dango'yu da unutmamak gerekli. Ben pek sevmedim açıkçası, ama farklı bir tatlı denemek isteyenlere önerilir. Japon krebini de unutmamak gerekli. Takeshima başta olmak üzere şehrin çeşitli noktalarında bu krepleri tadabilirsiniz. Tatlı (krem şanti, çeşitli meyveler, cheese cake vs.) veya tuzlu (ton balığı vs.) içeriklerle sunulan bu krepler oldukça lezzetli. Japon mutfağı elbette bunlardan ibaret değil. Yüzlerce çeşit değişik yemek ve atıştırmalık göreceksiniz. Özellikle, yukarıda da bahsettiğim Japon şekerlemelerini, atıştırmalıklarını ve kuruyemişlerini tavsiye ederim. Yer yer Türk restoranlarına da rast gelebilirsiniz. Türk yemeklerini, kebapları özlediyseniz bire bir. Peynir, zeytin, ekmek Japon mutfağında yer almıyor desek yeridir. Restoranlarda ekmek bulmanız imkansız gibi. Zeytine rast gelmedim, peynir ise sınırlı. Domates salatalık da öyle, ya adetle ya da yüzerli gramlarla satılıyor. Aynı şey elma, armut, portakal gibi meyveler için de geçerli. Bunlarda adetle satılıyor.

Biraz da içeceklerden bahsetmek gerek. Bu konuda Tokyo'da gözünüze ilk çarpacak şey, hemen her adım başında içecek otomatlarının bulunuyor olmasıdır. Bu otomatların içerisinde koladan suya, sıcak çikolatadan kahveye, üzüm suyundan mısır çorbasına kadar çeşit çeşit içecek mevcut. Üstelik çoğu Suica'yı destekliyor. Desteklemeyenlerde ise bozuk para veya banknot ile içecek satın alabilirsiniz. Her içeceği denemenizi tavsiye ederim. Fiyatları da uygun üstelik. Üzüm suyu, kabak suyu, sıcak mısır çorbası bunlardan birkaçı, ama kabak suyu damak tadımıza uygun değil maalesef. Bizdeki çay Tokyo'da yok, Japonlar onun yerine yeşil çayı ve kahveyi tercih ediyorlar. Kola, maden suyu ve diğer gazlı içecekleri de bu otomatlardan satın alabilirsiniz. İçme suyu ise gazlı ve gazsız olmak üzere iki çeşit. Musluk suyu da içilebilir kalitede.

Geleneksel Japon yemeklerinden Torikatsu

Geleneksel Japon yemeklerinden tavuklu Torikatsu

Tokyo Türk lokantası Japon krepleri İçecek otomatları

Japonya'da Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

Japonya'da konaklayacağınız süre fazlaysa, sadece Tokyo'yu değil Kyoto, Osaka, Hiroşima gibi şehirleri görmenizi tavsiye ederim. Japonların meşhur hızlı trenleri Shinkansen (Bullet Train) ile bir haftalık Japonya turu Japon kültürünü ve Japonya'yı daha iyi tanımanızı sağlayacaktır. Avrupa Birliği ülkelerindeki InterRail'e benzeyen Japan Rail (JR) Pass edinip bu trenleri sınırsızca kullanabilirsiniz. Japonya'ya gelip de sumo güreşi izlemeden gitmek olmaz diyenlerdenseniz, Ryōgoku Kokugikan (Kokugikan Sumo Stadyumu) tam size göre. Web sitesinden müsabaka tarihlerine bakabilir ve bilet satın alabilirsiniz. Japonlar eğlencelerine çok önem veriyor. Atari salonları da bu eğlencelerinin başında geliyor. 7 katlı atari salonları bile görmek mümkün. Sega oldukça iyi iş çıkarmış bu noktada. Açıkçası bunlar atari salonundan çok daha fazlası olma özelliğini taşıyor. Madeni parayla çalışan ve hediye yakalamanızı sağlayan şu aletler Japonya'da çok yaygın, ama bir hediye kapabilmek çok zor, neredeyse imkansız.  Yine de bu atari salonlarını deneyebilirsiniz. Takeshima'da krep yemek de buraya gelmişken yapılacak şeyler arasında. Dünyanın en ünlü balık hali olan Tsukiji Market'i görmeden gitmek de olmaz. Sabahın erken saatlerinde dev balıkların açık artırmalarını seyredebilir ve balık yemeklerinden  tadabilirsiniz.

Tokyo'da ulaşımın zor olduğundan bahsetmiştim (bu zorluğun kaynağı ulaşım sisteminin karmaşıklığından kaynaklanıyor). Bu noktada, yanınızda mutlaka internet bağlantısı ve navigasyon cihazı bulundurun. Maalesef Tokyo'da çoğu noktada ücretsiz internet erişimi bulunmuyor. İnternet bağlantısını nasıl edinebileceğinizle ilgili olarak yukarıdaki Pocket Wi-Fi paragafını okuyabilirsiniz. Bunun yanı sıra, görmek istediğiniz yerleri gitmeden belirlemeniz ve hatta harita üzerinde işaretlemeniz, nasıl ulaşacağınızı tayin etmeniz oldukça önemli. Bu noktada Google Haritalar ve bu haritaların toplu ulaşım adımları özelliğinden faydalanabilirsiniz. Bir de, gideceğiniz yere otobüs ile ulaşma imkanı varsa, bunu tercih edin. Bu sayede, -her ne kadar metroya göre iki kat fazla zaman alsa da- çevreyi görmüş ve şehrin çeşitli noktalarını tanımış olursunuz. Önemli bir diğer konuda, Japonya'daki elektrik şebekesi ve prizler. Türkiye'deki priz ve soket tipi Japonya'dakinden farklı. Görünüş olarak Amerikan tipini andırsa da, voltajları farklı olduğu için Amerikan dönüştürücüsü de orada çalışmayacaktır. Bunun için ayrı bir dönüştürücü temin etmeniz gerekmekte. Cep telefonu ve taşınabilir Wi-Fi cihazınızın bataryasını şarj etmek için yanınızda harici güç bankası (power bank) bulundurmanız da iyi olacaktır. Bir de şemsiye... Sağlam ve yağmur geçirmeyen, kolay katlanabilir, rüzgara dayanıklı bir şemsiye işinizi kolaylaştıracaktır.

Biraz da Japonya'da dikkat edilmesi gereken kurallardan bahsedeyim. Birincisi ve en önemlisi, açık alanda sigara içmek yasak. Sigara içenler için oldukça zor bir durum olsa gerek. Sigara içmek isteyenler belli noktalara inşa edilmiş ve etrafı camlarla çevrilmiş mekanlarda, sigara içilebilir tabelasının olduğu küllüklerin yanında ya da sigara içilmesine izin verilen iç mekanlarda bu ihtiyaçlarını giderebilirler. Sokakta yürürken bir şeyler yemek de burada hoş karşılanmıyor. Bir kural değil, ama gelenek diyeyim bunun için. Ayakta bir şeyler atıştıran tek bir Japon bile görmedim doğrusu. Bunların yanı sıra metro ve otobüs beklerken çizgilerle belirtilen yerlerde sıraya geçmek gerekiyor. Buna dikkat etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca, kaldırımlarda, yollarda yürürken bisiklet şeritlerine dikkat edin. Hemen arkanızdan bir bisikletli geliyor ve siz de onun yolunu işgal ediyor olabilirsiniz. Kaldırımlardaki ve hatta merdivenlerdeki göstergelere de dikkat. Trafiğin sağdan aktığını söylemiştim, aynısı yaya trafiği için de geçerli. Yürüyen merdivenlerde beklerken solda kalmanız gerekiyor, zira sağ kısım hızlı adımlarla merdiveni çıkmak isteyenlere ayrılmış. Metro istasyonlarında, alışveriş merkezlerinde ve benzeri yerlerde de oklarla gösterilen şeritleri takip etmeniz gerekli. Yaya trafiğini de araç trafiği gibi düşünürseniz, ne kastetmek istediğimi daha rahat anlayacaksınız.

Yazımı tamamlarken, Tokyo'da çektiğim görüntülerden oluşan "10 Dakikada Tokyo" videosunu sizlerle paylaşmak istiyorum:

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir yorum yapabilir veya soru sorabilrsiniz.

162 Yorum "Tokyo İzlenimlerim ve Gezi Rehberi"

avatar
Sırala:   en yeni | en eski | en beğenilen
wpDiscuz