Kişisel Ağ Sayfası
www.isa-sari.com

Sovyet Dönemi Türk Edebiyatına Genel Bir Bakış

5 Kasım 2008 Çarşamba 3 yorum İsa Sarı

Rus tarihinin evrelerinden belki de en önemlisi, Ekim 1917'de gerçekleştirilen ve kayıtlara "Ekim Devrimi" olarak geçen ihtilâldir. Sadece Rusya'yı değil, âdeta tüm dünyayı etkileyen bu olay, belki de en önemli etkisini Türk Dünyası üzerinde göstermiştir. Özellikle Sovyetler Döneminde toprakları Rus sınırları içinde kalan Türk halklarının edebiyatını incelediğimizde bu etkiyi açık ve net bir şekilde görebilmekteyiz.

İhitilâl, Rus toprakları içindeki tüm milletlerde olduğu gibi Türk milletinde de başlarda bir bayram havası içinde, oldukça heyecanlı ve coşkulu şekilde karşılandı. İhtilâli gerçekleştiren Bolşevikler, 2 Kasım 1917 tarihinde yayımladıkları bir beyanname ile, her milletin kendi devletini özgürce kurabileceğini belirtiyordu ve bu da Rusya topraklarında yaşayan Türkler için büyük bir fırsat demekti. Tüm insanlar artık geleceğe umutla bakmaya başlamıştı. Devrime ve devrimin öncüsü kabul edilen Lenin'e övgü dolu sayısız şiir yazıldı. Semed Vurgun, Bahtiyar Vahapzade gibi Azerbaycanlı şairler, Kazak şairi Saken Seyfullin gibi pek çok isim de İhtilâli ve Lenin'i öven şiirler kaleme aldı. Türkmen yazar Berdi Kerbabayev, Sovyet rejiminin insanları kurtaracağını ve onlara daha iyi bir yaşam sunacağını belirtirken, "Oktyabrıñ Aydımçısı" (Ekim Ozanı) olarak üne kavuşan Mollamurt, Devrimi öven ve Devrim heyecanını anlatan şiirler yazdı.

İhtilâli gerçekleştiren Bolşevikler, yönetimi ele geçirdikten sonra verdikleri sözde durmadılar ve beyannamelerinde belirttikleri gibi davranmadılar. Çarlık rejiminin yıkılması ile yönetimi ele geçirmeleri arasında geçen sürede kurulan millî devletleri yıkmaya ve bu devletler üzerinde ideolojileri doğrultusunda baskıcı bir politika izlemeye başladılar. Zaman zaman çeşitli bölgelerde bazı isyanlar çıksa da, Rus Kızıl Ordu'su bu isyanları bastırmayı başardı. 1924 yılına gelindiğindeyse Türkistan toprakları Sovyet ideolojisine göre parçalanmaya ve bu topraklar üzerinde yeni yeni "Sovyet Sosyalist" cumhuriyetleri kurulmaya başlanmıştı. Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri, Sovyetler Birliği'nin yeni haritasındaki yerini aldı. Üstelik, Sovyet ideolojisine bağlı kalacak ve bu ideolojiyi devam ettirecek bir toplum oluşturmak için de pek çok hamle yapıldı. Türkler arasında millî birlik ve beraberlik düşüncesini sıcak tuttuğu düşüncesiyle "Türkistan" yerine "Orta Asya" tabiri yerleştirilmeye başlandı. Tüm bunların yanı sıra, o bölgede yaşayan Türk halklarının Türkiye ile bağlantısını kesmek amacıyla, kullanmakta oldukları Arap alfabesi yerine Lâtin alfabesi kullanma zorunluluğu getirildi. Mahallî şivelerden yola çıkılarak hazırlanan Kazakça, Kırgızca, Türkmence, Özbekçe... gibi çok sayıda yeni dil türetildi ve halkların bu dilleri kullanması için gerekli çalışmalar başlatıldı. Bu sayede, her biri Türk olan halkların hepsi birbirine yabancı hâle getirilmiş oldu. 1928'de Türkiye'nin Lâtin harflerini kullanmaya başlamasıyla birlikte Rus topraklarındaki Türkler ile Türkiye Türkleri arasındaki yazı birliği tekrar kurulduysa da, bu fazla sürmedi ve Sovyet yöneticileri yeni önlemler almaya başladı. Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yaşayan Türk halklarının alfabesi bir kez daha değiştirilerek, her bir Türk topluluğuna ayrı olacak şekilde tam 19 Kiril alfabesi türetildi ve bunu kullanma zorunluluğu getirildi.

Tüm bunlar gerçekleşirken, yapılanların farkında olan ve bunlara karşı koymak isteyenler de oldu; fakat bu insanlar sürgüne gönderilmeye, hattâ katledilmeye başlandı. Özellikle 1930'lu yıllarda rejimin baskısı iyice artmış, Sovyetler Birliği sınırları içerisinde çok sayıda tutuklama, sürgün ve katliam yapılmıştı. Türkistan topraklarında yaşayan ve Sovyet ideolojisini benimsemeyen pek çok şair, yazar, bilim adamı "vatan haini" ya da "burjuva milliyetçisi" olarak damgalanmış ve öldürülmüştü. Üstelik bu insanların savunduğu düşünceleri dile getirmek, eserlerini okumak ya da barındırmak da suç sayılmaktaydı ve bunun cezası da ölümdü.

Düzenlenen Sovyet Yazarlar Birliği Kurultayları ile Sovyet edebiyatının ana ilkeleri belirlenmiş, tüm şair ve yazarların bu ilkeler etrafında eser yazmaları emredilmişti. Ardından, Sovyet ideolojisini övücü, kolektif yaşam tarzını benimsetici, insanlardaki milliyetçilik duygularını ortaya çıkarmayacak nitelikte şiir ve yazılar yazılması konusunda dayatmalar yapılmaya başlandı. Aksi şekilde davrananların cezası ise yine aynıydı: ölüm. Millî özelliklere sahip destan, efsane gibi pek çok halk edebiyatı türü ya yasaklanmış ya da değiştirilip Sovyet ideolojisine uygun hâle getirilmişti. Azerî ve Türkmenlerin "Dede Korkut"u, Kırgızların "Manas"ı, Tatarların "Edigesi" yasaklanan destanlardan birkaçıydı. Üstelik yeni ideolojiyi benimsetmek amacıyla uydurma halk edebiyatı ürünleri de ortaya konulmaktaydı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde, insanları savaşmaya teşvik etmek amacıyla halklar üzerindeki baskı biraz olsun azaltılmıştı. Sovyet Rusyası, topraklarına giren Almanlara karşı kan kaybetmeye başlıyordu. Taze kana ihtiyaç vardı ve bu kan ise Türklerdi. Bu yıllarda, vatan sevgisinden bahseden, millî konuları işleyen, kahramanlık temalı ya da tarihî eserler kaleme alınmasına izin verildi. Amaç çok açıktı: Vatan topraklarını, yani Sovyetler Birliği'ni savunmak.

Savaş sonrasında rejimin baskısı tekrar artmış ve eski Sovyet politikasına dönülmüştü. Rejim aleyhtarı şair ve yazarların sürgün ya da katline kalındığı yerden devam edilmiş ve edebiyat tekrar sıkı bir denetim altına alınmıştır. Üstelik Kırım ve Ahıska gibi yerlerde yaşayan Türkler başka yerlere sürülmüş, onların yerine Ruslar yerleştirilmiştir. Yine savaş sonrası dönemde resmî kayıtlara göre 60 milyondan fazla insan öldürülmüştür ve öldürülen bu insanların büyük bir çoğunluğu Türktür.

1953 yılında Stalin'in ölümüyle birlikte tüm Sovyetler Birliği'nde baskı bir nebze azalmış ve eski dönemlerde katledilen şair, yazar ve aydınların suçsuz oldukları açıklanmış, itibarları geri verilmiştir. 1980'li yıllarda ise Sovyetler Birliği dağılma dönemine girmiş ve Birliğin 1991 yılında tamamen parçalanmısıyla beraber müstakil Türk cumhuriyetleri kurulmuştur. Bu yıldan sonra, Sovyetler Döneminde okunması ve barındırılması yasak edilen eserler tekrar yayımlanmaya ve okunmaya başlanmış, millî niteliğe sahip edebiyatlar meydana getirilmeye çalışılmıştır.

, , , , , , , , , , , , ,

3
Bir yorum yapabilir veya soru sorabilrsiniz.

avatar
3 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 Takipçiler
 
En çok okunan yorum
En fazla talep alan yorum
3 Yorum yazarları
Murat Mutafözen özyurtMercan Akbaş Son yorum yazarları
  Abone ol  
en yeni en eski en beğenilen
Şunları bildir:
Murat Mutaf
Murat Mutaf

Okuduklarım gerçekten de çok işe yaradı. Anlaşılabilir bir biçimde anlatmışsınız sovyet dönemini aynenn özen arkadaşımızın dediği gibi. Kaleminize sağlık...

özen özyurt
özen özyurt

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Sade bir anlatımla sovyet dönemi güzel bir şekilde aktarılmış. Dönemi bir çok makaleden okudum ama en anlaşılır şekilde burda buldum. Kafamda durum daha da netleşti. Kaleminize sağlık...

Mercan Akbaş
Mercan Akbaş

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Başka hiçbir yerde bu kadar detaylı ve açıklayıcı bilgi bulamadım. Çok işime yaradı. Kaleminize sağlık...