Kişisel Ağ Sayfası
www.isa-sari.com

Et-Tuhfetü’z-Zekiyye Fi’l-Lûgati’t-Türkiyye

17 Şubat 2012 Cuma 7 yorum İsa Sarı

Yazılı ürünlerle takip edilebilen yaklaşık 1275 yıllık bir geçmişe sahip Türk dili, bu tarihî süreç içerisinde pek çok lehçeye ayrılmış ve çeşitli coğrafyalarda hem yazı dili hem de konuşma dili olarak kullanılmıştır. Türkçenin, "Kıpçak Türkçesi" ya da "Kıpçak Dönemi" adıyla anılan tarihî süreci de, bilhassa yabancı topluluklara bu dilin öğretilmesi amacıyla yazılmış mühim eserlerin verildiği, sözlüklerin ve dil bilgisi kitaplarının telif edildiği önemli bir devresi niteliğindedir.

XII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren savaşçı-köle olarak Suriye, Irak ve Mısır civarlarına yerleşmeye başlayan, Moğol İstilası sonucunda ise bir kısmı Macaristan'a, bir kısmı da yine yukarıda adı geçen bölgelere sürüklenen Kıpçak boyları, XIII. yüzyılın ikinci yarısında Eyyubî Devleti'ne son vererek Kölemen (Memlük) Devleti'ni kurdular. Bu durum, Arapça konuşan yerlileri ciddi olarak, yeni hâkimlerin ana diliyle uğraşmaya sevk ediyordu (Pritsak 1998: 112). Böylece, saygınlığı yüksek bir dil hâline gelen Türkçeyi öğretmek üzere, Arap dilinde, önceki dönemlere kıyasla, çok sayıda sözlük ve dil bilgisi eseri verilmeye başlandı ve halkın Türkçeye olan ilgisi artar oldu. Bu ilginin bir sonucu olarak telif edilen ve bugün elimizde tek yazması bulunan Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lûgati't-Türkiyye 'Türk diline güzel kokulu hediye' (bundan sonra Et-Tuhfetü'z-Zekiyye olarak anılacaktır) adlı Arapçadan Türkçeye sözlük ise, başka hiçbir kaynakta yer almayan Türkçe kelimeler barındırması ve çeşitli dil bilgisi kurallarını aktarması dolayısıyla tarihî dil araştırmalarına önemli bir kaynak teşkil edebilecek niteliktedir.

Sözlük ve dil bilgisi olmak üzere iki kısımdan oluşan Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin günümüze ulaşan tek yazma nüshası bulunmaktadır ve bu nüsha İstanbul Beyazıt Camii Veliyüddin Efendi Kütüphanesi 3092 numarada kayıtlıdır. Dut ağacından yapılma 26x17,5 cm boyutlarındaki dayanıklı abadi kâğıt üzerine yazılan ve 91 yapraktan (182 sayfadan) meydana gelen eserin her sayfasında yaklaşık 13 satır ve 7 kelime bulunmaktadır. Sayfaların kenarlarına ise, eserin kaleme alındığı dönemde yaygın olarak kullanılan "nesih kırması"1 tarzında Türkçe ve Arapça notlar işlenmiştir.

İki sayfası eksik olduğu tahmin edilen eserin sözlük bölümünü meydana getiren ilk 78 sayfasında kelimeler, Arap sözlükçülük kurallarına uygun olarak, ebced sırasına göre isimler ve fiiller olarak sıralanmış; Türkçe kelimeler kırmızı, Arapça kelimeler ise siyah mürekkeple yazılmıştır (Özyetgin 2001: 40). Bu bölümdeki Arapça kelimelerde şeddeden başka hareke pek kullanılmamış; fakat Kıpçak Türkçesine ait kelimeler yoğun bir şekilde harekelendirilmiştir. Kapalı e sesi (ė) ise esre ile üstünün bir arada kullanılmasıyla gösterilmiştir.

Eserin, yaklaşık 3000 kelime barındıran sözlük bölümünden sonra, yine Arapça kurallara göre düzenlenen dil bilgisi bölümü yer almaktadır. Toplam 61 konudan oluşan bu bölümde müellif, biçim bilgisi ve söz dizimi konularını ele alarak, Türkçenin dil bilgisine ait hususları aktarmayı amaçlamıştır. Arapça örneklerin yanı sıra Türkçe kelimelerle de örnekleme yapmış ve son iki sayfada ise, bu kısımda değindiği konuları özetlemiştir. Bu bölümde yer alan konu başlıklarından bazıları şöyledir: Belirli ve belirsiz isimler, özel isimler, alet isimleri, zamirler, mastar, zamanlar...

Eserin nerede, hangi tarihte ve kim tarafından yazıldığıyla ilgili kesin bilgiler bulunmamakla beraber, yazmanın ilk sayfasında yer alan iki satırlık çıkarmadan ve son sayfalarındaki ifadelerden, H. 829 (1425) tarihinden önce yazılmış olacağı bilgisine ulaşılabilmektedir. Ayrıca, eserde yer alan bazı kelimelerde, müellifin, H. 712 (1312) yılında Kahire'de Ebu Hayyân tarafından yazılmış Kitabü'l-İdrâk li Lisâni'l-Etrâk adlı eserden faydalandığı da anlaşılmaktadır. Dolayısıyla eserin, Memlük Kıpçaklarının son dönemlerine ait olduğu tahmin edilmektedir (Türk 2006: 4).

Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin tam olarak nerede yazıldığının belli olmamasına rağmen, Özbek bilgini Ergeş İ. Fazılov, eserde geçen bazı kelimeleri göz önünde bulundurarak, Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin Suriye'de yazımına başlandığını ve Mısır'da tamamlandığını savunmaktadır (Fazılov 1978: 10). Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde dersler veren Hungarolog Tibor Halasi Kun ve Polonyalı Türkolog Ananiasz Zajaczkowski ise, müellifin eserine dâhil ettiği kelimelerden, benimsediği üsluptan ve eserdeki yer adlarından hareketle, Suriye'de Suriye Arapçasına yakın bir dille yazıldığını belirtmektedirler (Kun 1949: 430; Zajaczkowski 1940: 149-162). Ukraynalı oryantalist Omeljan Pritsak ve Özbek Türkolog Salih Mutallibov da bu görüşü paylaşmaktadır (Pritsak 1988: 74-81; Mutallibov 1968: 10).

Eserin kim tarafından yazıldığı da, nerede telif edildiğinin ve hangi tarihte yazıldığının bilinmediği gibi, belli değildir. Eser üzerinde çalışan araştırmacılar, eserdeki hatalardan yola çıkarak, müellifin Türkçeye tam olarak hâkim olmadığını, Arapça ve Farsça konusunda da eksiklerinin bulunduğunu belirtmektedirler. Kun ise, Kitabü'l-İdrâk li Lisâni'l-Etrâk ile Et-Tuhfetü'z-Zekiyye arasındaki benzerliklere istinaden, müellifin, Ebu Hayyân'dan dersler almış olabileceği ihtimalini öne sürmektedir. Ayrıca Kun, bugün, İsrail’in kuzeyinde yer alan Safad şehrinde doğan ve H. 764 (1362) yılında ölen Salahaddin Halil bin Aybek as-Safadî'nin kaleminden çıkmış bir eser ile Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'yi karşılaştırıp bu iki eser arasında yazı biçimi bakımından şaşırtıcı derece benzerlik olduğunu vurgulamış; ardından, Salahaddin Halil bin Aybek as-Safadî'nin Ebu Hayyân'ın öğrencisi olduğunu da belirtip Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin müellifinin de bu kişi olabileceğini savunmuştur (Kun 1985: 167-173). Öte yandan Zajaczkowski, eserde adı zikredilen Muhammed bin Zeynuddin el-Menûfî'yi müellif olarak kabul etse de, Hüseyin Hüsameddin, bu kişinin eserin müellifi mi yoksa metni düzelten kişi mi olduğu hususunun belli olmadığını söylemektedir (Zajaczkowski 1940: 149-162; Hüsameddin 1934: 37-74). Fazılov ise, eserde yer alan Akbars, Arslan, Aydoğdı, Kündoğdı gibi bazı kişi isimlerine işaret ederek, müellifin Orta Asya kökenli olabileceği üzerinde de durmaktadır (Fazılov 1976: 334-340).

Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin müellifi, eserinin giriş kısmında, "Bu dilde birçok kitap yazılmıştır. Benden önce bu yolu takip edenlerin yolunu takip etmek ve bu konuyla ilgili soru soranlara cevap vermek için ben de böyle bir çalışma yapmaya karar verdim." diyerek, eserini yazma amacını açıkça ortaya koymuş ve Kıpçak Türkçesinin önemini vurgulamak düşüncesiyle, "Bu kitapta Kıpçak diyeleği üzerine dayandım; çünkü en çok kullanılan odur. Burada Türkmen diyeleğini -sıkışmadıkça- söylemedim." ifadesini geçmiştir (Atalay 1945: 3). Kun ise, "Philologica I" adlı makalesinde, eserin önemine istinaden şunları kaydetmiştir: "Bu eserin, daha etraflı bir tetkikinden sonra Kıpçak dil yadigârları arasında en ehemmiyetlisi olduğu, hattâ Arap zihniyetiyle yazılmış Türkçe dil kitapları arasında hemen Kaşgarlı'nın meşhur sözlüğünden sonra geldiği de tespit edilmiştir." (Kun 1947: 4).

Türkmenlerin kullandığı kelimeleri قيل kile 'denmiş' ya da يقال yukalu 'denir' ifadeleriyle veren müellif, gerekli durumlarda bu kelimeleri açıklamaktadır: طورو toru طوغرو قيل kìle togru 'doğru denir' ya da دايشتى deyişti قيل داكيشتى kìle değişti 'değişti denir' gibi. Bu farklılığı, bazen de تركمان Türkmen veya تركمانى Türkmenî ifadesini kullanarak göstermiştir (Türk 2006: 6-7). Müellif, zaman zaman Tatarca kelimelere de yer vermekte ve yer verdiği bu Tatarca kelimeleri eserin dil bilgisi kısmında daha detaylı bir şekilde ele almakta ve açıklamaktadır.

Müellif, eserin sözlük kısmında kullanmış olduğu Arap sözlükçülük sistemindeki diziliş sırasına tam anlamıyla uymamış ve bazı kelimeleri, baş harflerini dikkate almaksızın ilgisiz bölümler altına yazmıştır. ساحق saht 'ezdi' kelimesine /ذ/ ile başlayan bölümde, yine نبى nebî 'peygamber' kelimesine ise /ر/ ile başlayan bölümde yer vermesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bazı kelimelere Türkçe yerine Farsça ya da Arapça karşılıklar vermeyi tercih edip bazen de Arapça kelimelerin yerine Türkçe ve Farsça kelimeler kullanan müellif, eserine hemze harfiyle giriş yapmış, fakat hemze ile başlamamasına rağmen insan yaşamıyla ilgili temel kelimelere, organ isimlerine, at ve atçılıkla ilgili terimlere ve bazı zarflara bu bölümde yer vermiştir.2

Eserin nerede ve kim tarafından yazıldığının bilinememesi, başka nüshalarının bulunmaması, eserde yer alan kelimelerden bazılarının tam olarak adlandırılamamış olması, çeşitli okuma hataları gibi hususlar, eserin bilim dünyasında hak ettiği ilgiyi bulamamasına sebep olmuş ve bu durum, eser üzerinde bugüne kadar yapılan çalışmaların oldukça sınırlı ve yüzeysel kalması sonucunu doğurmuştur.

Çeşitli bilinmezlere ve aydınlatılamayan noktalara sahip bu eseri bilim âlemine ilk olarak tanıtan M. Fuad Köprülü olsa da, Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Şemseddin Sami ile ilgili kaleme aldığı bir eserinde, onun Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'yi tercüme etmeye başladığını belirtmiş ve 1902 yılında giriştiği bu tercümenin 212 sayfaya ulaştığını kaydetmiştir (Türk 2006: 13).

Köprülü, 1922 yılında "Körösi Csoma Archivum" adındaki Macar araştırma dergisinde yayımlanan ve Şeyyad Hamza'ya ait bir metinde geçen kelimeleri "tanıklamak" amacıyla kaleme aldığı makalesinde Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'den bahsedip eserin Divânü Lugâti't-Türk ile Kitâbü'l-İdrâk li Lisâni'l-Etrâk gibi önemli bir sözlük olduğunu belirtmiş ve esere karşı gösterilen ilgisizliğe değinerek, bu ilgisizliğin nedenlerini sıralamıştır.

Köprülü'nün eserle ilgili bu yayınından sonra Kun, Beyazıt Umumî Kütüphanesi Müdürü İsmail Saip'in yardımıyla eserin fotoğrafını almış ve "Die mameluk-kiptschakischen Sprachstudien und die Handschrifen in Stambul" (İstanbul Kütüphanelerinde Bulunan Kölemenler Devri Yazmaları ve Bu Devrin Dili) adlı makalesinde Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'ye değinip kısa bir süre içerisinde bu eseri yayımlayacağının haberini vermiştir. Kun'un bu girişiminin ardından Zajaczkowski, "Note complemantari sulla lessicografia arabo-turca nell'epoca dello Stato Mamelucco" (Memlükler Devrindeki Arapça-Türkçe El Kitabı Çalışmaları Üzerine İlave Notlar) adlı makalesinde, Kıpçak dönemine ait sözlüklerden bazılarına değinip Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin 15. asırda yazıldığını iddia etmiş ve müellifin, kelimeler üzerine etimoloji denemeleri yaptığını da vurgulamıştır. Yazdığı bu makalesinin sonuna sözlük ve indeks de ekleyen Zajaczkowski, sonrasında eserle ilgili herhangi bir çalışmada bulunmamıştır. 1942 yılına gelindiğinde ise Kun, eserin tıpkıbasımını bir Macar dergisinde yayımlamıştır.

Tüm bu gelişmelere rağmen Besim Atalay, Kun'un eser üzerinde çalışacağı duyurusunu da dikkate almayarak ya da bu duyurunun farkında olmayarak, neşir çalışmalarına başlamış ve 1945 yılında Türk Dil Kurumu aracılığıyla eseri yayımlamıştır. Atalay'ın bu çalışması, ön söz, tercüme ve indeks olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Eserin telif edilme amacı, önemi, yazılış tarihi, müellifi, Kıpçak boyları, Kıpçakça gibi pek çok unsura ön sözde değinen Atalay, çalışmasının ikinci kısmında Et-Tuhfetü'z-Zekiyye metninin tercümesini vermekte ve son olarak da kelime indeksini aktarmaktadır.

Atalay'ın bu çalışması üzerine Kun, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi'nin V. cildinde "Philologica I" adlı bir tenkit yazısı yayımlamış ve neşrin, belli prensiplere uygun olarak yapılmadığı hususunu vurgulayıp pek çok yönden bu çalışmayı eleştirmiştir. Atalay'ın neşrinde hatalı, eksik okunan ya da hiç okunamayan 141 kelimeyi de madde madde ele alan Kun, eser üzerinde kendisinin çalışacağını duyurmasına karşın, Atalay'ın bunu görmezden gelerek, eseri neşrettiğini yazmaktadır. Neşirdeki sözlük ve gramer kısımlarının tercümesinin gereksiz olduğunu belirtip Atalay'ın Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'de yer alan kelimelerin tam listesini vermiş olmasının yerine, Avrupa dil bilgisi tasnif sistemine dayalı taslağını ya da indeksinin ayrıntılı olarak işlenmiş şeklinin daha faydalı olacağı kanaatini dile getirmiştir (Kun 1947: 8). İndeks kısmında yer alan ilgisiz kelimeler, kelimelere farklı anlam yüklenmesi ya da bazı anlamlarının verilmemesi gibi konular Kun'un eleştirdiği diğer hususlar arasındadır. Yine Kun, Atalay'ın savunduğu bir görüş olan "müellifin Arapça, Farsça ve Türkçeye tam olarak hâkim olmaması"nı da eleştirmiş ve tam tersi bir fikir beyan etmiştir (Kun 1947: 9).

Bu eleştirilere, "'Ettuhfet-üz-Zekiyye' Çevirmesi'nin Tenkidi Dolayisiyle" adlı makalesi ile aynı dergiden cevap veren Atalay, Kun'un, eseri ilk olarak kendisinin çalışacağını belirtmesine rağmen Atalay'ın bunu duymazlıktan gelerek neşrettiğine dair yazdığı cümlelerine karşılık olarak, "... Yahu bu nasıl lakırdı! Sizin Macaristan'daki çalışmanızı ben nereden bilebilirdim? Yalnız, biz bu kitabı basılmaya verdiğimiz sıralarda böyle bir şey işitmiştik; sizi yıllarca bekleyemezdik a!" ifadesini kullanmıştır (Atalay 1947: 88). Eseri Türkçeye çevirmenin kendi hakkı olduğunu düşünen Atalay, "Kitap, Türk dili üzerine yazılmış olan ana eserlerden biridir; dil de benim dilimdir. Babanın malını elinden almadım a!" gibi ağır ifadelerle yazısına devam etmiş ve Kun'un, hatalı ya da eksik okunduğunu veya anlamlandırıldığını iddia ettiği kelimelere ait 141 maddeden oluşan listesine aynı şekilde, maddeler hâlinde karşılık vererek savunmasını yapmıştır. Kun ise, 1949 yılında, yine aynı dergide yayımladığı "Philologica II" adlı makalesinde tartışmayı devam ettirmiş ve bu tarihten sonra konu, herhangi bir sonuca varılamadan kapanmıştır.

1950'li yıllardan sonra Özbek bilim adamları da eser üzerine çalışmaya başlamış ve eser, Doğuda da ilgi görür hâle gelmiştir. Özbek bilginlerinden Salih Mutallibov, 1968 yılında eseri tercüme edip tıpkıbasımıyla beraber "Attuhfatuz zakiyatu filugatit Turkiya" adıyla yayımlamıştır.

Mutallibov'un bu çalışmasının ardından, 1970 yılında A. Şükürlü "Ob Uzbekskom Perevode ‘At-Tyhfat-uz-Zakiyye Fil-Lugat-it-Turkiyye'" ('At-Tyhfat-uz-Zakiyye Fil-Lugat-it-Turkiyye'nin Özbekçe Çevirisi Hakkında) adlı makalesinde, eser hakkında genel bilgileri aktardıktan sonra ilgili neşir çalışmalarına değinmiş ve bu çalışmalarda eksik ya da hatalı olan bazı kısımlara göndermelerde bulunmuştur.

Et-Tuhfetü'z-Zekiyye üzerinde çalışmaya başlayan bir diğer Özbek bilim adamı Fazılov, 1976 yılında yazdığı "Zamecanija o rukopisi i jazyke 'at-Tuhfe'" ('At-Tuhfe' Adlı Dil Yazması ile İlgili Notlar) adlı makalesinde eser hakkında kısa bilgiler verip eserin değerini ortaya koyduktan sonra, eserdeki dil bilgisi konuları üzerinde durmuştur. Fazılov'un eser üzerinde yapacağı çalışmaların habercisi olan bu makale, Özbekistan'da Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'ye duyulan ilginin artmasına da katkıda bulunmuştur. Fazılov, bundan iki yıl sonra, 1978'de ise, Ziyayev ile ortaklaşa bir şekilde Iziskannıy dar Turkskomi Yazıki (Türk Diline Güzel Hediye) adıyla eserin Kiril harflerine çevirisini yayımlamıştır. Yazarlar, Kononov'un ön sözünü yazdığı bu yayında, ilk olarak eserle ilgili bilinen tüm bilgileri vermiş, ardından eserin dil hususiyetleri üzerinde durmuşlardır. Aynı yayında Fazılov ve Ziyayev, Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'de yer alan kelimelerin Rusça karşılıklarını verip eserin dil bilgisi kısmını da tamamen Rusçaya tercüme etmiş ve ayrıntılı bir de indeks hazırlamışlardır.

Rus Türkologlarından Aleksandr Mihayloviç Şçerbak, 1979 yılında Sovetskaya Tyurkologiya'da yayımladığı “Iziskannıy dar Turkskomi Yazıki” (Türk Diline Özel Hediye) adlı makalesinde, eseri ana hatlarıyla tanıttıktan sonra Fazılov ve Ziyayev neşri başta olmak üzere eserle ilgili çalışmalara değinmiş ve Rus Türkologların eser üzerindeki ilgilerinden bahsetmiştir (Şçerbak 1979 71-73).

Batı Türkolojisinin esere gösterdiği ilgi göz önüne alındığında, ülkemizde, eser üzerine yapılan çalışmaların sayısının yeterli seviyede olduğunu söyleyebilmek güçtür. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten'in 2004 yılında yayımlanan sayısında, "Türk Dilinin Sözcük Tarihi Açısından Önemli Bir Eser: Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fil-Lügati't-Türkiyye" adlı makalesiyle Paşa Yavuzarslan, eserin önemini tekrar ortaya koymaya çalışmıştır. Kıpçaklara, eserin ortaya çıkmasına neden olan tarihî şartlara ve eserin niteliklerine kısaca değindikten sonra, eser üzerinde bugüne kadar yapılan çalışmaları aktaran Yavuzarslan, Besim Atalay'ın tam anlamıyla açıklayamadığı köten kelimesinin izahı üzerinde de durmuştur. Atalay'ın, bu kelimeyi doğru bir şekilde okuduğunu, fakat anlamlandırma konusunda sıkıntı yaşadığını kaydeden yazar, çeşitli kaynaklara değinen araştırması sonucunda bu kelimenin değişik anlamlarını vermiştir (Yavuzarslan 2004: 162).

Son yıllarda eser üzerine yapılan çalışmalardan birisi de, genç araştırmacılardan Akartürk Karahan'a aittir. "Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lugati't-Türkiyye'de Alet İsimleri" adlı bildirisinde Karahan, Memlük-Kıpçak sahasında yazılmış Arapça-Türkçe sözlüklere ve dil bilgisi kitaplarına ait hususlara değinmiş, ardından, eser hakkındaki genel bilgileri aktarmıştır. Memlük-Kıpçak Türkçesiyle yazılan sözlüklerdeki alet isimlerini tarayıp bunlarla ilgili hususları da açıklığa kavuşturan Karahan, bu eserlerdeki dil malzemesinin yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar bulma noktasında büyük bir öneme sahip olduğunu da belirtmiştir (Karahan 2006: 61).

Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel danışmanlığında Gülhan Türk’ün hazırlamış olduğu "Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lûgati't-Türkiyye Üzerine Bir Dil İncelemesi" başlıklı yüksek lisans tezinde ise eser yeniden okunmuş ve Atalay neşrinde eksik ya da hatalı okunan kısımlar için düzeltme önerileri sunulmuştur.

Yine Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel danışmanlığında hazırlanan bir başka yüksek lisans tezi ise "Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lûgati't-Türkiyye'de Fiil"dir. Musa Salan tarafından hazırlanan bu tezde, Et-Tuhfetü'z-Zekiyye'nin söz varlığı, modern Kıpçak lehçelerinden Kazan Tatar Türkçesinin söz varlığı ile art zamanlı olarak karşılaştırılmış; benzer ve farklı özellikleri verilmiştir.


1 Sülüs, ta'lik vb. gibi bir yazı biçimi.

2 Örneğin, müellif, Arapça dünya kelimesine karşılık aslında Farsça olan cihân kelimesini vermiş ve bunu Türkçe olarak göstermiştir.

KAYNAKLAR

ATALAY, Besim (1945), Ettuhfet-üz-Zekiyye Fi'l-Lûgati't-Türkiyye, İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.

ATALAY, Besim (1947), "'Ettuhfet-üz-Zekiyye' Çevirmesi'nin Tenkidi Dolayisiyle", A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. VI, S. 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 87-126.

ECKMANN, Janos (1986),"Memlûk-Kıpçak Edebiyatı", (Çev. Günay Karaağaç), Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, s. 85-99.

ERCİLASUN, Ahmet Bican (2004), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara: Akçağ Yayınları.

FAZILOV, E. İ. (1976), "Zamecanija o rukopisi i jazyke ‘at-Tuhfa'", Turcologica 50, Taşkent, s. 77-83.

FAZILOV, E. İ.-İ. M. T. ZİYAYEV (1978), Izıskannıy dar Tyurkskomi Yazıki (Grammatiçeskiy taraktat, XIV v. na arabskom yazıke), Taşkent: Izdatel'stvo "Fan" Uzbekskoy SSR.

HÜSAMEDDİN, Hüseyin (1934), Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi, İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.

İNAN, Abdulkadir (1953), "XIII-XV. Yüzyıllarda Mısır'da Oğuz-Türkmen ve Kıpçak Lehçeleri ve ‘Halis Türkçe'", Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, s. 53-71.

KARAHAN, Akartürk (2006), "Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lugati't-Türkiyye'de Alet İsimleri", Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı öğrenci Kongresi TUDOK 2006 11-13 Eylül 2006 Bildiriler, İstanbul: İstanbul Kültür Üniversitesi, s. 51-62.

KARAMANLIOĞLU, Ali Fehmi (1994), Kıpçak Türkçesi Grameri, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

KÖPRÜLÜ, Mehmed Fuad (1922), "Zeitschrift für türkische philology und verwandte gebiete", Körösi Csoma Archivum, Kölet 7, Budapeşte.

KUN, T. Halasi (1943), "Die mameluk-kiptschakischen Sprachstudien und die Handschrifen in Stambul", Körösi Csoma Archivum, III, s. 77-83.

KUN, T. Halasi (1947), "Philologica I", A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. V, S. 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 1-37.

KUN, T. Halasi (1949), "Philologica II", A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. VII, S. 2, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

KUN, T. Halasi (1985), "Kipchak Turkic Philology X: The At-Tuhfah and It's Author", Archivum Eurasie MediiAevi, Tomus V, s. 167-173.

MUTALLIBOV, Salih (1968), Attuhfatuz zakiyatu filugatit Turkiya, Taşkent.

ÖZYETGİN, Melek (2001), Ebu Hayân Kitâbü'l-İdrâk li Lisâni'l-Etrâk Fiil: Tarihî Karşılaştırmalı Bir Gramer ve Sözlük Denemesi, Ankara: KÖKSAV Yayınları.

PRITSAK, Omeljan (1988), "Kıpçakça", Tarihî Türk Şiveleri (Çev. Mehmet Akalın), Seri: IV, S: A.21, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, s. 111-122.

SALAN, Musa (2010), Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lûgati't-Türkiyye'de Fiil, (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

SAFRAN, Mustafa (1993), Yaşadıkları Sahalarda Yazılan Lûgâtlara Göre Kuman/Kıpçaklar'da Siyasi, İktisadi, Sosyal ve Kültürel Yaşayış, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.

SÇERBAK, Aleksandr Mihayloviç (1979), "Iziskannıy dar Turkskomi Yazıki", Sovetskaya Tyurkologiya, N. 3, s. 71-73.

ŞÜKÜRLÜ, A. (1970), "Ob Uzbekskom Perevode ‘At-Tyhfat-uz-Zakiyye Fil-Lugat-it-Turkiyye'", Sovetskaya Tyurkologiya, N. 1, s. 100-105.

TÜRK, Gülhan (2006), Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lûgati't-Türkiyye Üzerine Bir Dil İncelemesi (yayımlanmamış yüksek lisans tezi), Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

YAVUZARSLAN, Paşa (2004), "Türk Dilinin Sözcük Tarihi Açısından Önemli Bir Eser Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fil-Lügati't-Türkiyye", Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, C. 1., Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, s. 153-162.

ZAJACZKOWSKI, Ananiasz (1940), "Note complemantari sulla lessicografia arabo-turca nell'epoca dello Stato Mamelucco", Annalı, Nuova Serie I, Roma, s. 149-162.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

7
Bir yorum yapabilir veya soru sorabilrsiniz.

avatar
5 Yorum konuları
2 Konu cevapları
0 Takipçiler
 
En çok okunan yorum
En fazla talep alan yorum
6 Yorum yazarları
Emre kansuİsa Sarımehmet korkmazMurat Aktaşİsa Sarı Son yorum yazarları
  Abone ol  
en yeni en eski en beğenilen
Şunları bildir:
Emre kansu
Emre kansu

Hocam valla helal olsun size ne diyim daha

mehmet korkmaz
mehmet korkmaz

Mrb. ben Türkçe Eğitiminde yüksek lisans yapıyorum. Türkçenin eğitim tarihi ile ilgili araştırma yapıyorum ama Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lûgati't-Türkiyye ile ilgili türkçenin nasıl öğretildi ile ilgili örnek bulamadım. Sizde bu konuyla ilgili bilgi varsa mailime gönderirseniz sevinirim. İyi geceler.

Murat Aktaş
Murat Aktaş

Bu konuda ödev hazırlıyordum ve araştırma yapmam gerekiyordu. Bu yazıyı gördükten sonra vazgeçtim. Söylenecek her şeyi söylemişsiniz. Elinize sağlık.

İsa Sarı

Yorumun, görüşlerin ve ayrıca uyarıların için çok teşekkür ederim Musa. Şu anda gerekli düzeltmeleri yapmış durumdayım. İyi çalışmalar dilerim.

Musa Salan
Musa Salan

İsacığım, Tuhfetü'z-Zekiyye üzerine çalışmış biri olarak yazını aydınlatıcı buldum. Eline sağlık! Yalnız gözden kaçan bir hataya değinmek istiyorum, ki bu senin değil yararlandığın kaynakların hatası. Besim Atalay, neşrinin söz konusu sayfasında hiçbir şekilde sırtaban kelimesini bir dayanak olarak kullanmamış buna gönderme yapmamıştır. Bu tamamiyle, Şçerbak'ın Atalay ve Mutallibov'un yer tahminini güçlendireceğini düşündüğü bir örneği Halasi-Kun'un, Atalay'ın kendi görüşüymüş gibi sunmasıdır.
Bir de Azeri Türkoloğumuzun soyadını Şükürlü (Kiril harfleri ile Шукюрли ) olarak değiştirebilirsen senden faydalanacak kişilerin hata yapmalarının önüne geçmiş olursun.
Çalışmalarında başarılar dilerim!